21 Ocak 2012 Cumartesi

Sınır"lı Çocuklar!

"Çocuk" deyince akan sular duruyor. Ülkemizde çocuk için yapılmayacak şey yok. Aynı zamanda bu duyguyla baktığınızda tam bir ticari sektör. Yeni çıkan, iyi geleceği düşünülen, çocuğumuzun istediği ya da çocuğumuzda da olması istenilen her şey çok değerli olup çıkıveriyor. Hatta bir taneye sahip olmakla kalmıyor yedekliyoruz. Hatta anne baba olarak en zayıf noktamızdan da "ama herkeste var." ya da "bir tek ben de yok." sözleriyle vuruluyoruz ve ne yapıp edip o şeye sahip olması için bir misyon ediniyoruz. Bazen de bu, ebeynler olarak bizim duygumuz oluyor ki, "çocuğumuz bir şeyden eksik kalmasın."
Neyi ne kadar vereceğiz ya da nereye kadar kabul edeceğiz? gibi sorular gerçekten son dönem de çok kafa karıştırıcı ebeveynler için. Çünkü "hayır" demek ya da "yapabilme şartını " söylemek suçluluk duygularını da beraberinde tetikliyor.
Ebeveynlerle yaptığım çocuklarıyla ilgili görüşmelerde bu konu çok gündeme geliyor ama iş söylemden eyleme geçince konuşulduğu kadar kolay olmuyor. Çünkü bu durum üzerinde ilmik ilmik uğraş gerektiren aynı zamanda sabırla ve kararlılığın bileşiminden oluşan bir formül. Son dönemde çoğunluk bu kadar uğraşmak istemiyor. Haklılık payı olan bir tarafta var. Yoğun bir çalışma temposunun ardından eve gelindiğinde bu formüle pek enerji kalmıyor ve var olan kısa zaman diliminde kimse "kötü" olmak istemiyor. "Kötü olmak", bu konuştuğum ebeveynlerin söylemlerinden biri; çünkü sınır koymak ya da "olabilirlik" şartlarını belirlemeyi böyle değerlendiriyorlar. Tabii, bu var olan sürede de bu durumla kimse uğraşmak istemiyor, herkes en "sevilen" ve en "eğlenilen" olmak istiyor. Bu durumu değerlendirip ticarete dökenler çoktan köşeyi döndüler. Burada sadece alım satım gerektiren bir durumdan bahsetmiyorum, biraz da mecazi takılıyorum. Eminim anlamışsınızdır.
Bir dönem süpervizyon aldığımız psikiyatrist Tarık Yılmaz şöyle demişti:"Sınır koymamak çocuğa yapılacak en büyük istismardır." Çünkü her çocuğun neye ne kadar sahip olabileceğini ya da nereye kadar yapabileceğini bilmeye ihtiyacı vardır. Bu, onlara güven verir, kendilerini iyi hissetmelerini sağlar. Ayrıca yoksunlukların olduğu yerde yaratıcılığın daha çok geliştiğini de biliyoruz. Yoksunluğu daha açmama gerek var mı bilmiyorum ama anlayacağınızı düşünüyorum. Bu sınır küçükken daha darken büyüdükçe genişler. Neye göre değişir? Çocuğun yaşına, karakteristik özelliklerine, içinde bulunduğu çevreye göre belirlenir. Ebeveynlerin bu ihtiyacı göz ardı etmemeleri çok önemli.
Sınırın olmadığı yerde huzursuz, kendini güvende hissetmeyen, sakinleşemeyen, doyumsuz, sebat duygusu gelişmemiş, kontrolsüz çocuklar görmemek mümkün değil.
Çok söze gerek yok, yazımı ünlü psikanalist Catherine Mathelin'in "Freud'a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu? kitabından (2003) alıntı yaparak bitirmek istiyorum. Yorumu da size bırakıyorum.


" Anne babalar kimi zaman çocuklarını "korumak" ile "her şeye eyvallah" demeyi birbirine karıştırıyorlar. Onlar için iyi anne baba olmak, yasaklamayı reddetmek anlamına geliyor. Oysa gerçek anne baba rolümüz şunları söylememizi gerektirmez mi: "Bana kızarsan kız, beni daha az seveceksen bildiğin gibi yap ama herşeyi yapmana izin veremem."









Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2