23 Aralık 2012 Pazar

Bir Hafta Sonu Kaçamağı: PARİS


Geçen hafta sonu kısa zamanda planlayıp gittiğim Paris'te güzel bir iki gün geçirdim. Paris için kısa bir zaman dilimi olmasına rağmen çocuklar olmadan 2 gün geçirmek ve kendime vakit ayırmak iyi bir mola oldu benim için. Çünkü eşim iş için oradaydı ve ben de kendime tatil zamanı yaratarak sonradan ona katıldım. 
Paris'e ilk gidişimdi. Paris'in o'yu var, bu'yu var diye anlatmak yerine benim dikkatimi çeken noktalarını paylaşmak istedim. Çok kısa zamanda pek çok yerini görme fırsatım oldu. Daha da zaman olsa pek çok yeri görebilirdim. Elinizde harita, altta metro istediğiniz her yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Ben turlara katılmaktan daha çok seviyorum, sokak sokak yeni bir yeri gezmeyi. 

Eski bir şehir olarak tarihi dokusunu bozmadan kalan ve kendini koruyan bir şehir olması çok dikkatimi çekti.  Tarihi binalarıyla, sokaklarıyla atmosferini hiç bozmamış. Tarih ve tarihi yerleri seven bir insan olarak bu kadar senedir doğal yapısını bozmadan kalması beni şaşırttı. 
Üstte bir şehir var ama altında da başka bir şehir var: metro. Paris'te de trafik var ama alta inin, müzik sesleriyle, şarkı söyleyenlerle istediğiniz yere kolaylıka ulaşabiliyorsunuz.

Noel öncesi her yer ışıl ışıl ve kalabalıktı. Sanıyorum Noel diye kurulmuş olan ahşap kulübelerde ev/el yapımı, yerli ve turistik eşyalar satılıyordu. Benimse en çok hoşuma giden birbirinden güzel kokulu sabunlardı. koku meraklısı olarak bu sabunlardan aldım. Şu anda giysi dolabını açtığımda gelen kokuya hayret edersiniz. 

Yine gezdiğim sokaklardan birinde, hayranlık duyarak içine girdiğim ve çikolatalarına bayıldığım dükkanı anlatmadan geçemeyeceğim. Sanki bir mücevher satarmış gibi yaratılan havası ile dükkanda sıraya giriyorsunuz ve tezgahtaki kişiler ellerinde küçük maşalarla size istediğiniz çikolatalardan itinayla tane tane mücevher verir gibi çikolata veriyorlar. Yarattıkları hava o kadar değerliymiş gibi ki, yerken dikkat etme ihtiyacı duyuyor insan.  

Sevdiğim yazar olan Jean Paul Sarter'ın müdavimi olduğu cafe'de kahvaltı etme zevki de bir başkaydı. Saint Germain'de yer alan lezzeti, zarefeti, hoşluğu ile tavsiye edebileceğim bir yer Cafe De Flore. 
Muzee D'orsay eski bir tren garından sanat merkezine dönüştürülmüş bir yer ve görülmesi gereken bir müze. Nehir gezisi ile şehri şöyle bir genel bakışla tanımak, Champs Elysees'de dönme dolap keyfi ile ışıl ışıl şehri seyretmek, Luxemborg Bahçelerinde turlamak 2 günün içinde yer alan güzelliklerdi. Eyfel akşamları ışıl ışıldı, beklediğimden büyüktü ama çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. 

 Akşamları cafe'leri, restaurant'ları cıvıl cıvıl ve sohbetten geçilmeyen bir şehirdi benim için. İnsanların, sakince, uzun uzun  birbirine bağırmadan, ezmeden cafe kuruklarında sıralarını beklemelerini zevkle izledim. Çocuklarıyla beraber çok geç saatlerde de yemek yiyebiliyorlar. Sık gözlediğim bir şey ise, çocuklarda geç saatlere kadar yanlarında oturabiliyor. 5-6 yaşındaki çocuklar bebek arabalarında gezebiliyor hatta yerlere yapışıp ağlayan çocuklarda gördüm. Neden şaşırdın diye sorabilirsiniz. Düşündüm ki, bizler halk olarak bu kadar sakin olmamakla beraber birbirimizi de çok güzel yargılayabiliyoruz; """a bu yaşta bebek arabasında çocuk gezdirilir mi?" ya da saat 11.00 olmuş hala uyumadı mı bunlar ve yemek yemediler mi?" gibi. Ne kadar kolay etiketleme, çıkarma, bölme yapıyoruz. Avrupalı diyoruz, olumsuz tarafları da var vs, vs ama sakinlikleri, birbirlerini bu kadar yorumlamamaları ve içlerinden geldiği gibi hareket etmeleri mi acaba onları daha uygar yapıyor diye düşünmeden edemedim. 2 günde mi bu karara vardın diyebilirsiniz ama sokak sokak gezerken uzun uzun gözlemleme fırsatı da bulduğumu söyleyebilirim. 



Bununla beraber şehirde bir o kadar evsiz olması ve şehrin pek temiz olmaması olumsuz yönlerinden biriydi. Çok ucuz olduğunu ve  ayrıca moda dergilerinden fırlamış gibi insanlar da çok gördüğümü söyleyemeyeceğim. Hani Paris moda merkezi denir ya.:)- Bizim sokaklar oralardan daha çok fasion tv'yi andırıyor ve daha bakımlı insanlar var.  Ayrıca bizim Bağdat Caddesi daha sıcak, samimi geldi bana Champs Elysees'e göre. 

Bu arada bize sohbetleriyle eşlik eden arkadaşlarımız Uğur ve Müge ile de bu iki gün daha keyiflendi. 

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2