20 Ocak 2013 Pazar

BARDAĞIN DOLU TARAFI



Bardağın boşunu ya da dolusunu görmek. Nerden baktığınız önemli! Bazı toplumsal arketipler nesilden nesile geçebiliyor. Mesela bardağın neresinden baktığınız gibi. Eğer boş tarafını gören bir yapı varsa bu yapı nesillerle zincirleme aktarılıyor.
 Olumsuza odaklı, eksiğe gediğe konsantre bir toplum olarak en küçük bir eksiği yakaladığımız an bırakmıyoruz. Bir yarışmada doğru cevabı bulmuş gibi yapıştırıyoruz mutlulukla. Hele son dönemde bunu çok daha fazla gözlemliyorum. Açık arama, bulma, bunu ortaya serme, hemen eleştirme gibi davranışları yoğun olarak gözlemledikçe bunun nedenini anlama çabasına girmeye başladım. İyi olan ya da olumlu olana karşı algıda seçiciliğimiz sıfıra yakınken, tam tersi durumda kartal kesilen bir yapıyla karşı karşıyayız. 

Bu benim yaşımın jenerasyonunda özellikle gözlemlediğim bir şey. Bu insanların yetiştirdiği çocuklara baktığımda, -tabi model böyle olunca- kendi sosyal ortamlarında akranlarıyla kurdukları iletişimde eleştirmeye, hemen yanlışını bulup göstermeye, güzel de bile bir kusur aramaya meyil gösteriyor. Çocuğa "ispiyonculuk kötü birşeydir." diyoruz ama bu bakış açısı ile aslında ispiyonculuğun da temelini atmıyor muyuz? 
"Eksiği bulduğunda yakala bırakma, seni ilgilendirmese de!!!!" fikrinin altında da nasıl baktığınız yatıyor kanımca. 

Yaşama nereden, nasıl baktığımızda küçüklükten itibaren öğrenilen bir değer bence. Polyannacılıktan bahsetmiyorum. İyi olanı, güzel olanı görmekten bahsediyorum. Gördüğümüz zamanda bunu ifade etmekten bahsediyorum. 

İletişimde de etkili olan bir durum. kişi ne kadar samimi olabilir ki böyle bir yapı karşısında. Savunmaya geçirici bir şey. Bizim gibi başarı hırsının, rekabetin yüksek olduğu bir toplumda, bu durum başarısızlık olarak yansıyor. Yapamamak, eksiğinin olması, başarısızlık bir zaafiyet meselesi olup çıkıyor. Becerememe durumu başka toplumlarda  "normal" kıvamda bir şey olarak görülürken, biz de mümkünatı olmayan bir sınıra taşınıyor. 

Neden yaşamın iyi taraflarına odaklanamıyoruz?
Neden takdir becerimiz eleştirme becerisi kadar gelişmiş değil? (Bence eleştirel düşüncenin doğası farklı. Çünkü gerçekten entellektüel yapıya ulaşmak farklı bir şey. ) 
Neden iyi bir şey gördüğümüzde küçük bile olsa takdir etmek bu kadar zor oluyor?
Uygun geri bildirim vermede niye bu kadar zorlanıyoruz?
Neden olumsuzu/eksiği bu kadar göze sokmaya meyilliyiz?
Yanlış yapmak ya da bir şeyin eksik olması neden bu kadar kör bir nokta?

Değerlerden bahsederken, okullarda değerler sisteminin oturtulması gündeme gelirken, bence önce bu bakış açısından başlamalıyız. O zaman toplum olarak da bireysel olarak da kendimizi gerçekleştirmiş oluruz. 
Bir zamanlar "Önce sevmekle başlar herşey" demişler ya; olumlu olanın temelinde de sevmek var.  Çocuklarımızda  bizde körelen karşılıksız sevme potansiyeli varken, onlar da bu yapıyı bozmamakla hatta daha da geliştirmekle başlayabiliriz. 


                                 Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir.
 Spinoza 

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2