Bazen hayatın bütün
yükü üstümde gibi hissederim. Parmağınızın ucuyla değip akmasını
isterken, hayat, var gücünüzle ittirmenizi bekler.
Asıl zor olan,
duymayan birilerine kendinizi ya da bir şeyleri anlatmaya çalışmaktır. Anlatamadıkça ağırlığı artar. Bakışlar farklıyken görülen aynı olmaz. Debelenip durursunuz.
Anlatan mı debelenir?; anlamaya çalışan mı? bilinmez.
Şu aralar hissettiğim duygu, anlatmaktan yorulduğum. Anlattıklarımı ya da anlatmaya çalıştıklarımı duymayan insanlardan öte bir etkileşime geçmek istiyorum artık.
Bencilleşmek istiyorum. Sorumluluk duymadan ya da vicdanen rahatsız
olmadan fütursuz davranmak istiyorum.
Anlattıklarımı sedece kendi penceresinden bakarak değerlendiren ve farklı bakış açıları ya da algılar da olabileceğini düşünmeden hareket eden insanlardan yoruldum. Sanırım bu tip insanlar azalacağına giderek artıyor mu ne?
Yaşanan her ne olursa kabul edip, neden ve niçin’inden
çok “nasıl yapabiliriz?” i duymak istiyorum. Ara tonların da keyif verebileceği, o an ki olumsuzluktan olumlu bir manevrayla
mutlu sonları görebilen ve gösteren insanları yanımda istiyorum.
Kendi adıma, “Ben ne yaparsam
farklı olur?” sorusuna cevap ararken, (bundan kendine pay biçip) kendine de
dönüp bakmayan insanları artık hayatımdan elemek istiyorum.
Bence duymaya ve
anlamaya çalışmak da bu soruyla başlıyor:
“Ben ne yaparsam bu
durum daha farklı olur?”
Değişim “sen” ile değil; “ben” ile başlar. Keyfi ve mutluluğu da getiren budur
bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder