22 Nisan 2013 Pazartesi

19.04.2013






Bazen hayatın bütün yükü üstümde gibi hissederim. Parmağınızın ucuyla değip akmasını isterken, hayat, var gücünüzle ittirmenizi bekler.  
Asıl zor olan, duymayan birilerine kendinizi ya da bir şeyleri anlatmaya çalışmaktır.  Anlatamadıkça ağırlığı artar. Bakışlar farklıyken görülen aynı olmaz. Debelenip durursunuz. Anlatan mı debelenir?; anlamaya çalışan mı? bilinmez.
Şu aralar hissettiğim duygu, anlatmaktan yorulduğum. Anlattıklarımı ya da anlatmaya çalıştıklarımı duymayan insanlardan öte bir etkileşime geçmek istiyorum artık.
Bencilleşmek istiyorum. Sorumluluk duymadan ya da vicdanen rahatsız olmadan fütursuz davranmak istiyorum.
Anlattıklarımı sedece kendi penceresinden bakarak değerlendiren ve farklı bakış açıları ya da algılar da olabileceğini düşünmeden hareket eden insanlardan yoruldum. Sanırım bu tip insanlar azalacağına giderek artıyor mu ne?
Yaşanan her ne olursa kabul edip, neden ve niçin’inden çok “nasıl yapabiliriz?” i duymak istiyorum. Ara tonların da keyif verebileceği, o an ki olumsuzluktan olumlu bir manevrayla mutlu sonları görebilen ve gösteren insanları yanımda istiyorum.
Kendi adıma, “Ben ne yaparsam farklı olur?” sorusuna cevap ararken, (bundan kendine pay biçip) kendine de dönüp bakmayan insanları artık hayatımdan elemek istiyorum.
Bence duymaya ve anlamaya çalışmak da bu soruyla başlıyor:
“Ben ne yaparsam bu durum daha farklı olur?”
Değişim “sen” ile değil; “ben” ile başlar. Keyfi ve mutluluğu da getiren budur bence. 

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2