Bu aralar öyle yoğun bir iş süreci var ki! Adeta gün içinde sörf yapıyoruz. İşler arasında kayıyoruz, oradan oraya atlıyoruz. Zihinsel olarak hiperaktif durumdayız. Neden biz kipiyle yazıyorum anlamadım ama anladınız siz:)
Bu bol hareketli dönemde akşamları çocuklar da uyur uyumaz en zevk aldığım şey; yatağa kurulup kitap okumak oluyor. Gün içinde çok konuşunca akşam sakinlik, az konuşma ve sadece okumak gibisi yok!
Bu arada okuduğum ve belki de ilginizi çeker düşüncesiyle sizinle paylaşmak istediğim üç kitap var.
Beynimdeki Yangın ve Hayalimdeki Kitapçı gerçek yaşam hikayesi. Bu iki kitabı da çok düşünmeden ve incelemeden bir anda seçerek aldım. Bugüne kadar pek yaptığım bir şey değildi.
Önce Beynimdeki Yangın'ı okumaya karar verdim ama önce acaba bu yoğunlukta beni boğar ve bunaltır mı diye düşündüm. Yine de kitabı öncelikle okumaya başladım, kitabı okudukça ilgimi çekti. Bir gazeteci olan romanın kahramanı, yakalandığı ve uzun bir süre anlaşılamayan hastalığını ve o süreçte yaşadıklarını aktarmış. İşte tanıtım bülteninde yazanlar:Dünyada nadir görülen ve tanı koymanın çok zor olduğu bir hastalıkla savaşan gazeteci Susannah Cahalan, Beynimdeki Yangın'da kendi öyküsünü kaleme alıyor. Delirmenin ve unutmanın yaşamında boşluklar oluşturduğu Cahalan, bu boşluğu doldurmak için okurlarla birlikte geçmişinin peşine düşüyor.
"Başlangıçta yalnızca karanlık ve sessizlik vardı.'Gözlerim açık mı? Merhaba?' Ağzımı mı oynatıyorum ya da bu soruyu yöneltecek biri mi var, emin olamıyorum. Hiçbir şey göremeyeceğim kadar karanlık. Gözlerimi kırpıyorum, bir kez daha kırpıyorum ve bir kez daha. Karın boşluğumda kötü bir şey olacağına dair bir his var. Biliyorum."
Hayallerimin Kitapçısı, bir anda kurulu düzeninizi bozup başka bir ülkeye kitapçı işletmeye karar verir miydiniz? İşte böyle bir macera ile yola koyulmuş bir ailenin Hamburg'tan Viyana olan kitapçılık hikayesi anlatılıyor. Tanıtım bülteninde:Bir kadın, bir aile, bir kitabevi ve gerçeğe dönüşen hayaller... Edebiyat eleştirmeni Petra Hartlieb, harabeye dönmüş bir "kitapçı" satın alınca, bütün ailesinin hayatı bir anda değişir... Kitapçıyı tamir ederken dostluğu, aşkı ve aileyi yeniden keşfeden Petra, küçük şeylerle yetinmenin önemini bir kez daha anlayacak ve hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışacaktır.
Zamanla mahallenin buluşma mekânına dönüşen kitabevinin sahibi Petra Hartlieb, sessiz sedasız kaybolan mahalle yaşamının kitapçılarını ve küçük dükkânlarını anlatıyor bu gerçek öyküde... Hayallerimin Kitapçısı, hayallerin bir gün gerçekleşebileceği ümidini aşılayan sıcacık bir roman.
"Biraz gözü karalık, biraz Polyannacılık ile bir harabeyi bir kitapçıya dönüştüren kadının hikâyesi! Muhteşem!"
-Der Spiegel-
"Harika bir hikâye... Bu roman, kitap severler için bir aşk mektubu!"
-Glamour-
"Kitap okumayı seven sevmeyen herkes bu kitaba ve bu kitapçıya bayılacak!"
-S. F. Journal-
İçimizdeki Şeytan, düşünsel tasvirleriyle, aktarmak istediği bakışla, okurken başka bir dönemde yazılmış olsa da şuanki dönemle çok anlamlı benzerlikler bulduğum bir kitap oldu. Ne de olsa Sabahattin Ali... Sabahattin Ali okumayanlara tavsiye edilir. Tanıtımında ise yazılanlar şöyledir:
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim fakat neticede aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. "
Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder