Bebek doğar, ilk zamanlar iletişim tek taraflıdır. Sadece çevresindekilerden bebeğe akan bir iletişim vardır. Sonra bebek çevreyi keşfetmeye başlar, tek taraflı iletişim karşılıklı etkileşime döner.
İlk zamanlar bebeğin iletişim repertuarı dardır. Her duyguya karşılık bir tepki geliştiremeyebilir. Örneğin; her durumda ağlayarak ifade edebilir kendini. Bu süreç dilin de devreye girmesiyle farklılaşır. Büyüdükçe; karşılaştığı durumlarda ya da girdiği ortamlarda yakın çevresindekilerin yaptıklarını kopyalamaya başlar, gördüklerini, duyduklarını deneme girişimlerinde bulunur, daha sonraları aldığı tepkilere göre bu davranışlarını şekillendirmeye çalışır. Ancak başlangıçta bu girişimler, daha basit, daha geneldir.
Yaş ilerleyip durumları, kişileri daha derinlemesine anlama becerisi geliştikçe tepkilerde, davranışlarda ya da durumlara göre şekil almalarda daha ayrıntılar ön plana geçmeye başlar. Başlangıçta duyguları almaya çok açıktır bebek ancak tepkileri kısıtlıdır; sonraları bu duygulara karşı aldığı tavırlar da çeşitlenir.
0-6 yaş bu anlamda modellemenin, kopyalamanın, içselleştirmenin çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Doğal olarak model aldığı yakın çevresindeki kişilerin de rolü çok önemlidir. Sadece görünen tavırlarımızı değil, görünmeyen ama hissedileni de çok kolay kavrar küçük çocuk. Bu hissedilen de onun için ciddi bir kriterdir.
Her birey ne kadar özgün ve yapı olarak orjınalse, bir o kadar da anne babasının ya da yakın çevresinin yansımasıdır.
Küçük yaşlarda edinilen tutumlar alışkanlığa dönüştüğünde ve kişiliğin bir parçası olduğunda sonrasında bu yapıyı restore etmek çok da kolay olmaz. Hatta kişi kendi sosyal ortamına, evliliğine, işyerine taşır bu yapıyı. Bu nedenle, yetişkinlikteki bazı şeyler yaşantı içinde şekil değiştirse de, temelde ilk duygusal tepkiler ve ilk oluşturulan davranışsal kalıplar çok da kolay değişmez. O anki durumlara, şartlara göre kendini gösterir ya da ortadan o anlık koybolabilir.
Yakın çevre derken çocuğa değen ve çocuğu etkisi olanların sorun çözme becerileri, duygularını ifade edişleri, iletişim tarzları aslında çocuğun önemli referanslarıdır. Bu referanslarla çocuk hayata hazırlanır ve yeri geldiğinde kendi sosyal ortamında kullanır.Tabi ki, çocukla ilgili kişilerin doğallıktan ve samimiyetten uzaklaşmasından bahsetmiyorum ancak çocuğun yaşamında etkisi olacağını düşündüğü herşeyde duyarlı olmasıdır demek istediğim. (Belki bu duyarlı olma kısmını da açmak lazım ama çok uzatmak istemiyorum.) Çünkü küçük çocuk çevresini aynalar. Konuşulan evde konuşur, kavga edilen evde kavga eder, küsülen evde küser, birbiriyle vakit geçiren evde vakit geçirir. Gördüğünü kendi hayatına geçirir. Kimisi görmese de hayal ettiğini, olmasını istediğini yaşamına katabilirken, kimisi gördükleriyle yaşam yoluna devam eder.
Çocuk yetiştirirken; herşeyden önce şu soruya belki de cevap aranmalıdır:
"Ben çocuğumun arkadaşına, eşine, sevgilisine, büyüğüne, küçüğüne kısaca etkileşime geçtiği herşeye ve herkese hatta yaşama karşı nasıl yaklaşmasını istiyorum?"
İşte buna vereceğiniz cevap, sizin çocuğunuza olan yaklaşımınızı hatta yaşama olan yaklaşımınızın da bir göstergesi olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder