5 Mayıs 2013 Pazar

Elden Gidenler



Göl kenarında küçük bir kasaba düşünün. Yeşilliklere de komşu. Herkesin birbirini bildiği, tanıdığı, eski dostlukların devam ettiği, aynı düzen içinde yaşamanın kaygı ve sıkıntı yaratmadığı, sakin bir kasaba. Kasaba halkı kasabalarının düzeninin bozulmaması ve dışarıdan gelenlerin yıkıcı istilasına uğramaması için, kasabalarını, göllerini koruyabilmek için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyorlar. Sonuçta göllerini, yeşilliklerini, kasabalarını bozulmadan korumayı başarıyorlar. Varolan değişimi kasabanın düzenini, yapısını bozmadan zamanla içselleştiriyorlar. Var olanın değerini bilmek ve koruyabilmek, elindekini tutabilmek konusunda duyarlı olmak konusunda gocunmuyorlar. Sıkılmıyorlar, o düzen içinde yaşamaktan, aynı şeyleri yapmaktan.

Bazen bizi düşünüyorum, büyüdüğüm, çocukluğumun geçtiği yerleri, gittiğim,yaşadığım mekanları, sokak aralarını, evleri, caddeleri....  Büyüdüğüm yerlerden eser yok, anılarım sanki birer rüyadan ibaret. Ben burada oynamıştım, burada okula gitmiştim diyemiyorum.  Değişim fırtınası heryeri istila etmiş sanki, değişmek yerine mekanlar dönüşmüş, kendi karakterlerinden farklı yapılara evrilmiş.  Değişmek deyince herşeyi silip atmanın kültür haline geldiği bir ortamda yaşar hale gelmek üzüyor beni. Bizi biz yapan mekan ya da yerlere bu kadar karşı durmak niye? Niye değişimi sahip olduğumuz yapıları koruyarak yapamıyoruz? Ormanlarımızı, göllerimizi, kasabalarımızı, köylerimizi, sahillerimizi. 

Yukarıda bahsettiğim yer bir filmden alıntı olsa da bu kültüre sahip ve kendi geçmişlerini, tarihlerini, değerlerini koruyan insanlar ve toplumlar var. Bizim de turizm artar, para gelir, reklam yaparız, açılım sağlarız gibi değer bile sayılmayan nedenleri öne sürerek sahip olduklarımızı bir kalemde harcamamızı ve hiçe saymamızı bir türlü hazmedemiyorum. 

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2