23 Mart 2015 Pazartesi
Eğitimin Niteliksel Yönü!
Çocuklarımız, büyüyüp okul yaşına geldiklerinde sosyal, duygusal ya da bilişsel gelişimleri yanında aynı zamanda akademik beceriler de ön plana çıkıyor. Hatta bazı kimseler için akademik yön herşeyin önüne geçiyor.
Gerçek dünyada devir değişti. Hızlı akıyor, tempo yoruyor, farklı özellikler aranıyor. Çocukları nasıl bu dünyaya hazırlıyoruz?
Üzülerek görüyorum ki, akademik becerilerdeki başarıyı önemsiyor diyerek, çocukları, onlara yüklenen ve müfredatı dayatan, notlarla ölçmeyi yaşamsal kararlarla eş tutan bir sisteme devrediyoruz. Eğitim kurumlarının pek çoğu önceliklerinden saparak, gerçek yaşamın beklentisi olarak görülen bu bakışı bir pazarlamacı mantığıyla hemen değerlendiriyor. Sınav mantığının ötesinde eğitimi ve çocuğu merkez alan kurum ya da kişilere şüpheyle bile bakılıyor artık. Anne babalar karşılıklı yaptıkları kıyaslamalarla ya da eğitimi daha maddeci değerlendiren yaklaşımlarla eğitim sürecinin gerçek amacından sapmasında önemli rol oynuyorlar.
Günümüzde "eğitim" kavramına ve eğitim kurumlarına gerçekten bakış değişti. Ve toplum olarak bizler de yeni dünyanın kurguladığı bu sisteme "beklenen bu!"; "ama sınav gerçeği denen bir şey var!" diyerek destek veriyoruz. Gerçekten bu mudur? diye sorgulamadan, en önemli varlıklarımız olan çocuklarımızı olduğu gibi bu girdaba katıyoruz. Belki bilerek belki bilmeyerek... Onların "iyiliği" için dediğimiz bu yapının gerçekten onlara uygun olup olmadığını anlamadan, onları belki de üstesinden gelemeyecekleri bir süreçle başbaşa bırakıyoruz. Ve baş edecek becerileri onlara kazandırmadan baş etmelerini, üstesinden gelmelerini hem de hemen, şimdi, çabucak bekliyoruz. Ellerinde kullanabilecekleri alet edavatları olmadan ya da bunları kullanabilecekleri olgunlaşma sürecine gelmelerini beklemeden, yaşlarına göre gösterdikleri bu insan üstü çabayı bazen sıradanlaştırarak bazen yetersiz bularak çocuklarımızın kendilerine, yaşama ve insanlara güven duymalarına nasıl bir hasar verdiğimizi maalesef göremiyoruz ya da görmek mi istemiyoruz?
Bir grup ortaokul öğrencisi ile hedefleri çalışıyorduk. Hedef'in ne olduğu, hedef koyarken neyin önemli olduğu, nasıl hedef koyacağımızı konuştuk. Sıra hedeflerini koymaya gelmişti. Kendileri adına somut hedefler koymakta çok zorlandılar, hatta sıkıldılar. Hatta içinde hayal barındırmıyordu. Ben hatırlıyorum da, ortaokul yıllarımda sürekli hayal kurardım. Bu çocukların hayal kurmaya vakitleri olmadığı gibi, hayal kurmanın da boşa geçen zaman olduğu düşünülen bir dönemde miyiz? Üzerinde çalışılan çoğu hedef, "sınavlarda başarılı olmak", "iyi not almak", "sınıfı geçmek " gibi daha akademik ve net olmayan hedeflerdi. Kendileri için somut, davranışa ve beceriye yönelik hedef koyamadılar. Tekrar hedefler üzerinde durduk. Ama kurgu, en baştan beri başarı, not, ders, sıralama, sınıf geçme, takdir alma, lise giriş sınavları gibi alanlar olunca bu durumu yaşamsal becerilere döndürmek çok kolay olmadı. Hala üzerinde beraber çalışıyoruz.
Çünkü yaşamsal becerilerin geliştiği, desteklendiği ortamlarda yetişen kişilerin daha gerçekçi hedefler koyduğunu, bu hedeflere ulaşabilecek becerilere sahip olduğu için hedefine hangi becerilerini kullanarak ulaşabileceğini, bazen hedefe ulaşmada tıkandığında ya da başarısız olduğunda bu durumuyla baş edebilen kişiler olduğunu, artık yapılan araştırmalarla da biliyoruz.Yaşam becerileri tam anlamıyla desteklenmeyen öğrencilere baktığımızda; daha kaygılı olduklarını, sonuca odaklı olduklarını, skor üzerinden gittiklerini, başarısızlıkla baş edemediklerini, kendileri ile ilgili farkındalıklarının daha düşük olduğunu gözlüyoruz.
Hangi sınıf seviyesi olursa olsun, hangi okul olursa olsun müfredat aynı müfredat. Eğer okul, öğrenciye bu müfredattaki bilgiyi sınav mantığının ötesine geçip, anlayıp yorumlayabileceği, farklı alanlara transfer edebileceği şekilde kullanmasını öğretebiliyorsa, işte o zaman öğrenci hangi sınava girerse girsin yapacaktır. Çünkü bilgiyi karşısına çıkan her türlü şekilde kullanmayı bilecektir.
Çocukların en değerli yıllarında en fazla vakit geçirdikleri okullarında neleri kazanarak mezun olmalarını görmeyi beklediğimizi ciddi ciddi düşünmeliyiz. Niceliğe değil, niteliğe bakmalıyız. Bir dersi saat sayısı olarak değil, o saati gerçekten kaliteli bir şekilde verebiliyor mu? ya bakmalıyız. Ya da okulun çocuğun kişiliğine, kimliğine katkısının ne olduğuna.
Hal böyleyken, çocuklarımızın hala aldığı notları mı? görmeyi bekliyoruz yoksa yaşamda bir duruş sergilemelerini mi?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
-
Aydınlık Gazetesi Kitap Eki'nde yazı yazan Ülkü Tamer'in 18 Temmuz 2014'deki "Gençlik Kitapları Nerede?" yazısı düşü...
-
Uzlaşı - 1.bölüm Konu olarak aldığım başlık son dönemde aklıma takılan bir kavram olarak okumalarımda yer almaya başladı. Rüyalarıma...
-
Doğdukları gün ve bugün arasındaki zamanın ne kadar çabuk geçtiğine inanamıyorum. Büyüdükçe zamanı biz mi hızlı yaşıyoruz yoksa gün geçtikç...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder