7 Nisan 2015 Salı

İçimizdeki İç Sesler


Anne baba olarak çocuklarımızın mutlu olması, mutlu oldukları etkinlikler yapmaları ve kendileri keyifli hissettikleri ortamlarda bulunmaları bizim için önemli. Başarı kavramı da, şu anda bulunduğu durumdan daha iyi olması üzerine kurulu.

Hiç bir zaman olmak istemedikleri ya da yapmak istemedikleri şey'ler için zorlamadık. Kendi sorumluluklarını beraber belirleyerek, hedefini koymasına yardımcı olarak, sınırlı sunduğumuz  seçeneklerden istediğini seçerek  davranışlarını belirlemelerini istedik. Bazen bu durum istemediği sonuçlarla karşılaşması olsa da. Olumlu olumsuz yaşamasına fırsat vermeye çalışıyoruz.

Hiçbir zaman istemiyorlarsa zamanlarını etkinliklerle doldurmaya çalışmıyoruz. Oradan oraya koşturmuyoruz. Tüm gün evde vakit geçirmek istediklerinde ev için vakit ayırıyoruz. Yapmak istediklerini soruyoruz. Bol bol oyun oynamalarına fırsat vermeye çalışıyoruz.Spontan, yapılandırılmamış şekilde tabi ki.  Beraber gitmek istedikleri birer etkinlik belirledik her ikisiyle de.  Biri futbol istedi, diğeri jimnastik. Onlara istekle devam ediyorlar.

Dersler konusunda da kendi yapabildikleri şekilde yapmaları konusunda destekleyip, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olduğumuzu hissettirmeye çalışıyoruz. Son dönemde büyük oğlumuzun yaşı itibariyle ilgi ve alakası akademik sorumluluklarının dışındaki alanlara daha kaydı. Bu bazen özellikle beni kaygılandırsa da kendimi tutmaya çalışıyorum ve diyorum ki, "ders çalışmak, ödevini yapmak onun işi, benimse ona ihtiyaç duyduğu ortam ve malzemeleri sağlamak ve takibini yapmak. O nedenle bırak çalışmadığında istemediği sonuçlarla karşılaşır." 2. dönemin ilk sınav sonuçları pek parlak gelmedi. Yani çevremdeki velilerin 90 ve üstü not beklediğini düşününce bizimkinin notlar,  beş üzerinden 3-4 (55-84) aralığında. Son gece çalıştığını düşündüğümde fena da değil aslında. Hatta bir dersini çalışırken uyuduğunu düşünürsek. Kendi davranışının sonucunu yaşadı, 2. sınavlar için eminim düşündü ve bir takım kararlar aldı. Konuştuk üzerinde. Uygulayacak mı göreceğiz. Takipçisi olacağız.

Ben o yaşlardaki kendimi düşündüğümde, çok mu faklıydım? herşeyde mükemmel miydim? Heidi gibi hayal dünyasında hoplayıp zıplıyordum.

Siz o yaşlarınızı hatırlamaya çalışın. Nasıldınız?

Akranlarının velilerini gördüğümde bazen rüzgara karşı uçan bir yaprak gibi hissediyorum. Bizim anne baba olarak çocuklara vermeye çalıştıklarımızla şuanda içine girdikleri çevre çok da birbirine uymuyor sanki. Bazen ben bile, her konuda başarılı olsunlar gibi mükemmeliyetçi bakış açısına kapılıp gitmekten korkuyorum. Anne olarak önlerini mi kapıyorum?, acaba ben de şunları şunları mı yapsaydım? diyorum. Şurdaki programa, buradaki etkinliğe mi götürseydim? diye kendi iç seslerimle mücadele ediyorum. Akşamları çocuklar uyuduktan sonra eşimle beraber dertleşiyor ve kendimizi rahatlatmaya çalışıyoruz. Bazen bu iç seslerime kız kardeşimde şahit oluyor. O da benim en büyük sakinleştiricilerimden.

Okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu: "Mizacın yetişkin kişiliğine dönüşümü üzerinde kültürün ve çevresel faktörlerin büyük etkisi vardır."

Yani şu an empoze edilen kültürü tekrar gözden geçirelim:

 Haftasonu da dahil dolu, hiç boş vakti olmayan, en küçük bir boşlukta oradan oraya sürüklenen çocuklar, her anı tempoyla geçen, nabzın hep yüksek kaldığı saatler. Herşeyi mükemmel yapabilme beklentisine cevap vermeye çalışan çocuklar. En az bir spor dalında bir şey yapsın, bir müzik aletini çalsın, en az üç yabancı dil bilsin. Notları şöyle olsun, sosyal alanda popüler olsun, çok sosyal olsun. Hiç mutsuz olmasın, hiç üzülmesin. Kısaca herşey olsun. Abartmıyorum, maalesef çoğunlukla yaşanan bu son dönemde.

Bizim için not önemli değil dense de yine yeniden odaklanılan notlar. O notu almak için çalıştığı bilgi ve beceriyi ne kadar içselleştirdiklerinden öte. Öğrenirken eğlenmeleri, becerilerini geliştirecek etkinlikler içinde olmalarından öte.

 "Çocuğumuzun mutlu olmasını istiyoruz ama bir sınav gerçeğimiz var."
"gelecek aslanın ağzında değil, midesinde artık, o yüzden şu özelliklere sahip olmalı!" gibi ifadeler bana çok traji-komik geliyor. Kimse kusura bakmasın lütfen.

Bu çarkı kim tersine çevirecek? Çocuklar mı?, Anne babalar mı? Okullar mı?


Çocukların an'da kalması ve anı yaşaması, yaptığı işten ne olursa olsun keyif almasının, severek okula gitmesinin, öğrenme süreçlerine nasıl bir katkısı olduğunu biliyoruz hepimiz.

 Otomatize olmuş çocuklarımızı, kendi farkındalıklarına varacak, neyi niçin yaptığını bilecek ortamlarla karşılaştıralım. Neyi neden yaptığını bilmeyen, "anne babam istedi yapıyorum, benim iyiliğim içinmiş." diyen ya da "sen ne istiyorsun?" diye sorduğunuzda "bilmem, nasıl isterseniz!" ve ya "bi annemlere sorayım." demeden kendini ve isteğini rahat ifade eden çocuklar olmasına destek olalım. Neye, niçin hazırlandığını ve çalıştığını bilen çocuklar olsun çevremizde. Çocuklarımızı altından kalkamayacakları, yaşlarına ve yapılarına uygun olmayan yüklerin altına sokmayalım. 


Şimdilerdeyse eşimle çocuklara vermeye çalıştığımız şey; sadelik, ihtiyaçlar doğrultusunda tüketim. Bunun için akşam yemeklerde ya da sohbetlerimizde dünyaya bunun katkısını, neden böyle düşündüğümüzü konuşur ve tartışır olduk. Beraber bunu tartışıyor olmak da iyi bir şey. Tabi bunu sabote eden iç ses çıkıyor hemen ve diyor ki; " çevresindeki çocuklar sahip, sizinki eksik mi kalsın?", "kendini kötü mü hissetsin?", "ama herkes yapıyor!" ,"arkadaşları alınca biz de aldık."

Diyorum ki, diğer iç sesle "her zaman çatlak sesler kulağınıza gelse de, size etkilemeye çalışsa da, çocuğumuzun iyiliği için ne gerekiyorsa bazen bağrımıza taş basmamız gerekse de yapmak ve o sınırı koymak!"

Anne baba olmak da bunu gerektirir değil mi?

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2