6 Temmuz 2015 Pazartesi

Okumanın Özü

















Bir kaç hafta once bir cuma günü bir eğitime katıldım. Katıldığım eğitim "Pozitif Disiplin" üzerineydi. EDC Danışmanlık tarafından verilen bu eğitimin başlangıcında bana çarpıcı gelen bilgilerin birini sizinle de paylaşmak istedim.

  2014 OECD araştırmasına göre;
- Türkiye'de kişi başına düşen kitap sayısı nedir? sorusuna bir tahminde bulunabilirsiniz.
Okuyan herkesin zihninde bir şeyler oluşmuştur. Sonuç açıklandığında şaşırmadım değil; kişi başına değil, 6 kişiye bir kitap düştüğünü öğrenince.  Türkiye'de kişi başına düşen kitap masrafı da 45 cent olarak belirtiliyordu.

Eğitimin bu kadar önemsendiği, çocukların başarısının herşeyin üstünde tutulduğu, akademik süreçlerin veliler tarafından sıkı sıkıya takip edildiği bir ülkede bu sonuçlarda ironik bir durum olduğunu düşündüm. Bu benim yorumum, kimseyi yargılamaya niyetim yok.

Baktığımızda; okunan her kitabın dil eğitiminden, yaratıcılığa, bir bakış açısı geliştirmekten, kendini yazılı ve sözlü ifade etmeye, genel kültüre kadar pek çok olumlu etkisi varken; çocuklarımızda bu kadar çok kriteri bir arada görmek istiyorken, çıkan bu sonuç gerçekten değerlendirilmesi gereken bir sonuç değil midir?

Okuma alışkanlığı, öncelikle model olmaktan geçiyor. Anne babaların çocuklarıyla buluştuğu anlarda ya da bir araya geldiklerinde en çok yaptıkları aktivitenin ne olduğuna bakmak lazım.

Eğitimden beklentimiz, öğrencilere okuduğunu anlaması, yorumlaması ya da okudukları bilgiyi farklı alanlarda da kullanabilecek yetiyi kazandırmak olmalıdır.  Kitap okumak yerine  test tarzı değerlendirmelerin beklendiği, çok soru çözdürülerek soruların ezberletildiği bir sistemde bu yetiler nasıl kazandırılır? Her gün 500 soru çözdürülerek mi?

 Okumak sadece bir  kitap okumak değildir. Okuduğunu yazarak ya da sözel olarak paylaşarak, paylaştıklarını muhakeme ederek, yeniden kurgulayarak, kendi yaratıcılığını da katarak bilgiyi özümsemektir. Bilgi okundukça özümsenir, üretilir. Bizim toplumumuzda şu anda bilgi üretilemiyorsa ve ezber bilgiler yoğunlukla kullanılıyorsa dönüp sisteme bakmalı ve eğitime hakkını vermeliyiz. Bu yollardan biri de; okumanın teşvik edilmesidir. Ancak çocukların yaşlarına göre okuması teşvik edilirse ne kadar çok meziyeti kazanacağını bilmek gerekiyor.

Bunun için; çocuklarımıza okuyarak model olalım. Okuma saatleri olsun evimizde. Herkes ilgisine göre kitaplar okuyup sonrasında birbiriyle okuduklarını paylaşabilir. Bazen ortak kitaplar okuyarak beraber kitap üzerinde sohbet saatleri yaratalım.  Hatta tartışın, müzakere edin.  Gün geçtikçe kendini, fikrini, duygularını nasıl paylaşmayı becerebildiklerini göreceksiniz. Bazen bir kitap konuşulamayacağı düşünülen şeylerin bile kapı aralayıcısı olabiliyor.

Bir diğer önerim; tabi ki öncelikle çocuklarınız için okuldan  ne beklediğinizi netleştirmenizdir. Bu karar siz anne babaların kararıdır. Bu karara kimse karışmaz. Okulun gerçekten işlevini yerine getirebilmesinde anne babaların beklentileri ve eğitime yaklaşımları da önemli bir belirleyicidir. Bu anlamda  anne babaların da gerçekten çocuklara öğretim yanında eğitim vermeye çalışan kurumlara destek olması önemlidir.

 Eğitim özünde çocuğun kendini doğru bir şekilde ifade edebilmesiyse bunu yapmaya çalışan kurumlara, anne babaların da sonuç odaklı bakmaması, sınav odaklı yaklaşıp başka kurumlarla kıyaslamaması önemlidir. Bununla beraber okulun özü, dersane tarzı çalışmak, sadece not vermek, bilgi ezbertletmek ve  akademik yükleme yapmak değildir. Bunu yapan okulları tercih etmeyip; gerçekten eğitim,beceri ve bir bakış açısı vermek isteyen okullarda çocuğunuz okusun istiyorsanız; lütfen okulunuzun yanında olun, tutum birliğini destekleyin. Okulunuza ve öğretmenlerinizin yaptıklarına ya da yapmaya çalıştıklarına güvenin.


Ancak ve ancak hep beraber okuyan, düşünen ve üreten nesiller yetiştirebiliriz.

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2