16 Mayıs 2016 Pazartesi

Çocuklarımızdaki Yaratıcılığa Nasıl Katkı Sağlarız?

Bu aralar yazmaya ara verdim belki ama okumaya çok zaman ayırmaya çalışıyorum. Yazdıklarımın okuyan kişiler için bir işe yaraması ya da en azından bir fikir vermesi benim için önemli.
yaratıcı zeka nancy andreasan ile ilgili görsel sonucuSon dönemde özellikle yaratıcılık ve motivasyon kavramları üzerinde okumalar yapıyorum. Çünkü son dönemde gördüğüm çocuk ve ergenlerde yaratıcılık ve motivasyon kavramları ile ilgili iç içe geçmiş bir istek azlığı var sanki.
Bu konuda elime geçen kitaplardan biri “Yaratıcı Beyin” kitabı oldu. Iowa Üniversitesinde çalışmalarını sürdüren Psikiyatrist Nancy Andreasen, beyinde yaratıcılığın nasıl geliştiğini; eğitim ve çevre ile  yaratıcılığı geliştirecek neler yapılabileceğini araştırma örnekleriyle de destekleyerek aktarmaya çalışmış.
Yaratıcılık beyinde oluşan bir süreç ve genetik kodlamamız belirleyici bir kriter. Ancak bu genetik yapının en iyi şekilde ortaya çıkabilmesinde ise çevresel şartlar çok önemli. Herkesin genleriyle getirdiği iyi veya kötü huylu özellikler ya da hastalıklar olsa da uygun çevre ve şartlarla çekinik kalması ya da ortaya çıkması bizim elimizde oluyor.
Bu konuda özellikle son dönemdeki şartları düşününce  çocuklara çok da  yaratıcılığa yer verecek bir ortam ve çevre sunamıyoruz diye düşünüyorum. Her şeyin çok yapılanmış olmasının da yaratıcılığa çok katkısı yok. Yaratım için duygulanımın ortaya çıkabileceği, serbest çağrışımların sağlanabileceği an’lara da ihtiyaç var. Yani çocukları etkinlikten etkinliğe götürmek tabi ki becerilerinin gelişimine katkı sağlıyor ancak özgün, orijinal fikirler, ürünler ortaya çıkarılmasında yeterli değil maalesef.
İşte çocuklarımızın erken yaştan itibaren yaratıcılıklarının gelişebilmesi için Andreasen şunları öneriyor:
·         Televizyonu kapatın.  Televizyon çoğu zaman oyalayıcı bir malzeme olarak el altında olsa da çocukların araştırma ve merak yönlerini köreltiyor; aynı zamanda çocukları zihinsel olarak aktifleştirmek yerine edilginleştiriyor. Ayrıca yeme alışkanlıklarını da olumsuz etkileyen bir tarafı da bulunmaktadır.  Televizyona diğer edilginleştiren elektronik aletleri de ekleyebiliriz. Tabi ki bu araçları yasaklamak değil ancak çocukların kontrollü kullanımını sağlamak önemli. Anne babaların yorgun ve yoğun olduklarında, çocuklarının araştırma, merak, keşif anlarında arkalarını toparlamak ya da peşlerinde koşturmak durumunda kalmamak için bu ürünler kurtarıcı olsa da;  bu durum, çocukların keşfetme süreçlerini çok da olumlu etkilemiyor.   Bunun yerine çocuklar için riskli olabilecek eşya ya da ortamları daha güvenli hale getirerek merak ve araştırma yönlerini geliştirmelerine fırsat sağlanabilir. Andreasen doğumdan 5 yaşına kadar çocuklara ya çok az televizyon seyrettirilmesi ya da hiç seyrettirilmemesinden yana. Bir şeyler seyrettirilecekse çocukların başka şekilde göremeyecekleri yerler veya şeyler ile ilgili olabilir diyor ve Baby Einstein gibi eğitimsel serileri öneriyor.  Elektronik aletlerin kullanımının daha sonraki yaşlar için bir saatin üstüne çıkmamasının iyi olacağını belirtiyor. Aynı şekilde bilgisayar ve I Pad gibi ürünlerde de  eğitici, becerileri geliştirici, yaratmaya yönelik oyunlara, aplikasyonlara ya da araştırma için kısa bir süre ayrılması katkı sağlayacaktır.
Bizim yaptığımız ve etkili olan bir öneriyi  kitapta söylenenlere ek olarak ekleyebilirim: Biz haftada bir akşam, o da Cuma akşamları sinema akşamı olarak belirledik, hep beraber ortak seçtiğimiz herkese hitap eden bir filmi seyretmek için bir zaman dilimi yarattık. Onun dışında her gün seçtikleri sadece bir programı seyredebiliyorlar. Tv’nin karşısına oturup rastgele önlerine ne gelirse seyretmelerinin sakıncalarını neden ve niçin’leri ile konuşunca bizim çocukları bu düzene alıştırmak hiç zor olmadı. Ayrıca hafta arası diğer teknolojik araçları da kullanmamayı da araştırma ya da okuma ödev dışında alışkanlık haline getirdiler.
·         Birlikte, Karşılıklı Etkileşim İçinde Okuyun. Andreasen okumanın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor ve mümkün olduğunda erken yaşta çocuğunuza kitap okumaya başlayın diyor. Bununla beraber, ideal olanın çocuğunuza her gün 2-3 kez kitap okumak olduğunu ekliyor. Gün içinde mümkün olmuyorsa uyumadan önce okumayı alışkanlık haline getirmenin üzerinde duruyor. Kitap okumayı da aktif hale getirebilmek için; tek düze bir şekilde okumamaktan, içerik ve resimlere ilişkin sorular sormaktan ve çocukların da aynı şekilde okunanla ilgili soru sormalarını teşvik etmekten, okunanı anlatmalarını sağlamaktan ve kitap okumayı karşılıklı bir etkileşim haline getirmekten bahsediyor.  Böylelikle dil becerilerinin gelişiminden akılda tutma, dikkat gibi pek çok beceriye de katkı sağlayabilirsiniz. Tabi ki, çocuklar modellemeyle daha kolay öğrendikleri için anne babanın da televizyonu kapayarak kitap okuduğunun çocuk tarafından görülmesi alışkanlığın kazanılmasında önemli.  Eve gelir gelmez yaptığınız ilk şey, çocuğunuz için de bir gün ilk yaptığı etkinlik olabilir. Bu nedenle konu ne olursa olsun çocuklara örnek olma konusuna da kitap da dikkat çekiliyor.
·         Çeşitlilik Üzerinde Durun. Çocukların beyinlerinin farklı şekillerde gelişimine katkı sağlayabilmek için farklı tarz ve çeşitlilikte oyuncak ve kitap seçiminde bulunmak  önemli. Çok olmasından değil, çeşitlilikten bahsediyor kitapta. Seçilenlerin çeşitliliği çocukların ilgi alanlarını keşfetmesine de yardımcı olacaktır. Bazen küçük çocuklar bir oyuncağı takıntı haline getirebilirler, bu bir yere kadar iyi bir şeydir  ve bir konunun derinine dalma becerisi ile ilgilidir diyor yazar. Ancak büyüklerin rolünün, çocukların ilgi alanları arasındaki dengeyi sağlamada çocuklara yardımcı olabilmek olduğunu belirtiyor. Bu dengeleme eyleminde siz de konuyla ilgilenerek rol model olabilir, aynı zamanda beraber de vakit geçirebilmiş olursunuz.
·          İlginç Sorular Sorun. Çocuklar küçükken daha meraklı olurken büyüdükçe merak duyguları azalıyor. Bu durumu pek çok insanın benim düşündüğüm gibi düşündüğünü biliyorum. Merakın azalması, toplumsal yapıya da bağlı olabilir. Kitapta da, çocukların soru sorarak merak duygularının gelişimine katkı sağlanabileceği belirtiliyor. Farkındalık önemli bir nokta. Çocukların çevrelerine bakma, her şeyin nasıl çalıştığı, nasıl öyle olduğu, yapıları, işleyişleri konusunda sorular sormaya teşvik edilmesini öneriyor.  Öncelikle  her  nerede olursa olsun anne babaların sorularıyla örnek olabileceğini ifade ediyor. Çocuğun sorduğu sorular karşısında cevabı bilmek zorunda değilsiniz. Ama cevabı geçiştirmek yerine cevabı beraber bulmayı ya da proje haline getirerek araştıracağınız ortamlar yaratmayı sağlayabilirsiniz.
·         Dışarıya Çıkıp Doğal Yaşamı İzleyin. Gittikçe binaların arttığı, doğal yaşamın azaldığı bir şehirleşme içerisindeyiz. Pek çok sanatçının ya da bilim adamının, çalışmalarına ve  yaratıcı yaşamlarına doğayı gözlemekle, doğada gördükleri, deneyimledikleri duygu- düşünceleri ile zihinlerinde oluşturduklarını kurgulayarak başladıklarını biliyoruz. Bu konuda çocuklarınızın doğayı gözlemeleri ve doğada zaman geçirmeleri için vakit ayrılmasının önemli olduğunu vurguluyor kitap. Bununla beraber; anne babaların hedefinin, çocuklarına gördüklerini anlamayı, doğal yaşamın muhteşemliğinin farkına varmayı ve onlara yaşama dahil olmayı gerektiren becerileri öğrenmelerinde destek olmayı sağlamaktır diyor.
Buna ek olarak diyebilirim ki; çocukların çevrelerine karşı farkındalığını artırmak ve sürdürülebilir yaşamı destekleyebilmek için, doğa ile bir arada ve doğal olmalarını artırmak önemlidir. Bu, yaşamlarına sahip çıkmayı ve duyarsız kalmamayı da sağlayacaktır. Farkında olmadıktan ve bir takım şeyleri deneyimlemedikten sonra nasıl doğaya ya da yaşananlara karşı duyarlı olsunlar ki…
·         Müzikle İlgilenmelerini Sağlayın. Andreasen, çocukların erken yaşta müzikle tanışmalarının önemli olduğu pek çok neden sayıyor. Müziğin beyindeki gri maddenin artmasında çok önemli bir katkısı var. İlla sıkı bir icra edici olmaları gerekmiyor ancak müzik dinlerken çocukların oyun oynamaları, çalışmaları ya da başka şeylerle de uğraşmalarının, onlara aynı anda birden fazla iş yapma ve ikili işlem konularında da erken yaşta deneyim sağlayacağını belirtiyor. Bununla beraber müzik dinlerken şarkıya katılabilirler, dans edebilirler ve bu şekilde beyindeki pek çok farklı ağı çalıştırmış olurlar.  Erken yaşta bir müzik aleti çalmanın sağlanmasının çalışma disiplinine, başarma ve ilerleme sevincine, bir topluluk önünde performans göstermenin özgüvene katkısı bulunuyor. Bir grupla çalma deneyimi bir ekibin parçası olmayı da öğrenmeye destek oluyor. Ayrıca yazar, beyin, basılı müziği okuma ve görsel/uzamsal ilişkileri algılama konusunda sinaps üretme becerilerine sahip oluyor diyor.  Tüm bunları söylerken profesyonel bir müzisyen olmaktan bahsetmiyor. Ama müziğin dinleyici olmak da dahil yaşamın içinde olmasından bahsediyor.
Öneri: Doğa gezilerinizde rüzgarın, otların, kuşların sesi, suyun akışı, yaprakların hışırtısını dinlemek gibi basit şeyler bile müzik ve ses farkındalığını artırmada destek olacaktır. Çocuğunuzun en basit çevrenizdeki sesleri bile dinlemesiyle başlayabilirsiniz. Bu, seçici dikkati geliştirmesine de etki edecektir. 

Tüm bu kitapta bahsedilenlere ek olarak, çocukların sıkılma duygularını yaşayabilecekleri zamanlar yaratmak da çok önemli. Sıkılmak ve bazen yoksunluk duyduğumuz an’lar bizi üretime geçiren anlardır. Çocukların sıkılmalarına fırsat vermek ya da bazen içi doldurulmamış, serbest zamanlar bırakarak çocukların bu zaman dilimlerini doldurmalarına fırsat vermek beyin gelişimi, oyun ve pek çok beceri için en ideal zamanlardır. Serbest oyun zamanları çocukların gelişimlerinde çok büyük bir role sahiptir. Çocuğun doğasında oyun vardır. Kapalı alanlardan çok açık havada vakit geçirmeleri, hareket alanlarını çoğaltmaları bedensel gelişimleri için çok önemlidir. Serbest oyun da yaratıcılıkları için önemli bir etkendir. Diyeceğim odur ki, serbest oyunun gelişimini sağlayacak açık hava ortamlarını artırın.
Anne babalar, serbest zamanlarda, çocukların sıkılarak sizlere yöneleceklerinden kaygılanıp hemen o zamanı onlar adına yapılandırmayın ve yaratıcılıklarını ortaya çıkaracakları bu an’ları ellerinden almayın. Başlarda sıkıldıklarında, sizi de sıkma girişimlerin de bulunabilirler,  Seçenek sunmadan önce kendilerinin seçenek oluşturmaları ve fikir üretmeleri için sabırla bekleyin. Sonunda kendilerine uygun bir yol bulacaklardır. 

Bununla beraber, son dönem ve geleceğe baktığımızda, yaratım önemli bir beceri ve artık innovatif eğitimsel yaklaşımlar da yaratıcılığı ortaya çıkaracak yapılara daha çok yöneliyorlar. Türkiye’deki eğitim sisteminde de en büyük görev,  öncelikle eğitime bakış açıları ile eğitimcilere düşüyor. Eğitimi basitleştirerek, bir pay alma derdine düşmeden, eğitim felsefesi ve pedagojiden uzaklaşmadan, önce çocuklara yaratıcılığı ve becerileri destekleyen eğitim ortamları sunmaları  sonra  velileri bilgilendirme ve doğru yönlendirmeleri, eğitimcilerin üzerinde durması gereken çok önemli noktalardan biridir diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2