Bu aralar yazmaya
ara verdim belki ama okumaya çok zaman ayırmaya çalışıyorum. Yazdıklarımın
okuyan kişiler için bir işe yaraması ya da en azından bir fikir vermesi benim
için önemli.
Bu konuda elime
geçen kitaplardan biri “Yaratıcı Beyin” kitabı oldu. Iowa Üniversitesinde
çalışmalarını sürdüren Psikiyatrist Nancy Andreasen, beyinde yaratıcılığın
nasıl geliştiğini; eğitim ve çevre ile yaratıcılığı geliştirecek neler yapılabileceğini araştırma
örnekleriyle de destekleyerek aktarmaya çalışmış.
Yaratıcılık
beyinde oluşan bir süreç ve genetik kodlamamız belirleyici bir kriter. Ancak bu
genetik yapının en iyi şekilde ortaya çıkabilmesinde ise çevresel şartlar çok
önemli. Herkesin genleriyle getirdiği iyi veya kötü huylu özellikler ya da
hastalıklar olsa da uygun çevre ve şartlarla çekinik kalması ya da ortaya çıkması
bizim elimizde oluyor.
Bu konuda
özellikle son dönemdeki şartları düşününce çocuklara çok da yaratıcılığa yer verecek bir
ortam ve çevre sunamıyoruz diye düşünüyorum. Her şeyin çok yapılanmış
olmasının da yaratıcılığa çok katkısı yok. Yaratım için duygulanımın ortaya
çıkabileceği, serbest çağrışımların sağlanabileceği an’lara da ihtiyaç var. Yani
çocukları etkinlikten etkinliğe götürmek tabi ki becerilerinin gelişimine katkı
sağlıyor ancak özgün, orijinal fikirler, ürünler ortaya çıkarılmasında yeterli
değil maalesef.
İşte
çocuklarımızın erken yaştan itibaren yaratıcılıklarının gelişebilmesi için
Andreasen şunları öneriyor:
·
Televizyonu kapatın.
Televizyon çoğu zaman oyalayıcı bir malzeme olarak el altında olsa da
çocukların araştırma ve merak yönlerini köreltiyor; aynı zamanda çocukları
zihinsel olarak aktifleştirmek yerine edilginleştiriyor. Ayrıca yeme
alışkanlıklarını da olumsuz etkileyen bir tarafı da bulunmaktadır. Televizyona diğer edilginleştiren elektronik
aletleri de ekleyebiliriz. Tabi ki bu araçları yasaklamak değil ancak
çocukların kontrollü kullanımını sağlamak önemli. Anne babaların yorgun ve yoğun olduklarında, çocuklarının araştırma, merak, keşif anlarında arkalarını toparlamak ya da peşlerinde koşturmak durumunda kalmamak için bu ürünler kurtarıcı olsa da; bu durum, çocukların keşfetme süreçlerini çok da olumlu etkilemiyor. Bunun yerine çocuklar için riskli
olabilecek eşya ya da ortamları daha güvenli hale getirerek merak ve araştırma
yönlerini geliştirmelerine fırsat sağlanabilir. Andreasen doğumdan 5 yaşına kadar çocuklara ya çok
az televizyon seyrettirilmesi ya da hiç seyrettirilmemesinden yana. Bir şeyler
seyrettirilecekse çocukların başka şekilde göremeyecekleri yerler veya şeyler
ile ilgili olabilir diyor ve Baby Einstein gibi eğitimsel serileri
öneriyor. Elektronik aletlerin
kullanımının daha sonraki yaşlar için bir saatin üstüne çıkmamasının iyi
olacağını belirtiyor. Aynı şekilde bilgisayar ve I Pad gibi ürünlerde de eğitici, becerileri geliştirici, yaratmaya yönelik oyunlara,
aplikasyonlara ya da araştırma için kısa bir süre ayrılması katkı
sağlayacaktır.
Bizim yaptığımız ve etkili olan bir öneriyi
kitapta söylenenlere ek olarak ekleyebilirim: Biz haftada bir akşam, o da Cuma akşamları sinema
akşamı olarak belirledik, hep beraber ortak seçtiğimiz herkese hitap eden bir
filmi seyretmek için bir zaman dilimi yarattık. Onun dışında her gün seçtikleri
sadece bir programı seyredebiliyorlar. Tv’nin karşısına oturup rastgele
önlerine ne gelirse seyretmelerinin sakıncalarını neden ve niçin’leri ile
konuşunca bizim çocukları bu düzene alıştırmak hiç zor olmadı. Ayrıca hafta
arası diğer teknolojik araçları da kullanmamayı da araştırma ya da okuma ödev
dışında alışkanlık haline getirdiler.
·
Birlikte, Karşılıklı Etkileşim İçinde
Okuyun. Andreasen
okumanın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor ve mümkün olduğunda erken yaşta
çocuğunuza kitap okumaya başlayın diyor. Bununla beraber, ideal olanın
çocuğunuza her gün 2-3 kez kitap okumak olduğunu ekliyor. Gün içinde mümkün
olmuyorsa uyumadan önce okumayı alışkanlık haline getirmenin üzerinde duruyor.
Kitap okumayı da aktif hale getirebilmek için; tek düze bir şekilde
okumamaktan, içerik ve resimlere ilişkin sorular sormaktan ve çocukların da
aynı şekilde okunanla ilgili soru sormalarını teşvik etmekten, okunanı
anlatmalarını sağlamaktan ve kitap okumayı karşılıklı bir etkileşim haline
getirmekten bahsediyor. Böylelikle dil
becerilerinin gelişiminden akılda tutma, dikkat gibi pek çok beceriye de katkı
sağlayabilirsiniz. Tabi ki, çocuklar modellemeyle daha kolay öğrendikleri için
anne babanın da televizyonu kapayarak kitap okuduğunun çocuk tarafından
görülmesi alışkanlığın kazanılmasında önemli.
Eve gelir gelmez yaptığınız ilk şey, çocuğunuz için de bir gün ilk
yaptığı etkinlik olabilir. Bu nedenle konu ne olursa olsun çocuklara örnek olma
konusuna da kitap da dikkat çekiliyor.
·
Çeşitlilik Üzerinde Durun. Çocukların beyinlerinin farklı şekillerde
gelişimine katkı sağlayabilmek için farklı tarz ve çeşitlilikte oyuncak ve
kitap seçiminde bulunmak önemli. Çok
olmasından değil, çeşitlilikten bahsediyor kitapta. Seçilenlerin çeşitliliği
çocukların ilgi alanlarını keşfetmesine de yardımcı olacaktır. Bazen küçük
çocuklar bir oyuncağı takıntı haline getirebilirler, bu bir yere kadar iyi bir
şeydir ve bir konunun derinine dalma becerisi ile ilgilidir diyor yazar. Ancak büyüklerin rolünün, çocukların ilgi alanları arasındaki
dengeyi sağlamada çocuklara yardımcı olabilmek olduğunu belirtiyor. Bu
dengeleme eyleminde siz de konuyla ilgilenerek rol model olabilir, aynı zamanda
beraber de vakit geçirebilmiş olursunuz.
·
İlginç
Sorular Sorun. Çocuklar
küçükken daha meraklı olurken büyüdükçe merak duyguları azalıyor. Bu durumu pek
çok insanın benim düşündüğüm gibi düşündüğünü biliyorum. Merakın azalması, toplumsal yapıya da bağlı olabilir. Kitapta da, çocukların soru sorarak merak duygularının gelişimine katkı
sağlanabileceği belirtiliyor. Farkındalık önemli bir nokta. Çocukların
çevrelerine bakma, her şeyin nasıl çalıştığı, nasıl öyle olduğu, yapıları, işleyişleri konusunda
sorular sormaya teşvik edilmesini öneriyor. Öncelikle her nerede olursa olsun
anne babaların sorularıyla örnek olabileceğini ifade ediyor. Çocuğun sorduğu
sorular karşısında cevabı bilmek zorunda değilsiniz. Ama cevabı geçiştirmek
yerine cevabı beraber bulmayı ya da proje haline getirerek araştıracağınız
ortamlar yaratmayı sağlayabilirsiniz.
·
Dışarıya Çıkıp Doğal Yaşamı İzleyin. Gittikçe binaların arttığı, doğal yaşamın
azaldığı bir şehirleşme içerisindeyiz. Pek çok sanatçının ya da bilim adamının, çalışmalarına ve yaratıcı yaşamlarına doğayı
gözlemekle, doğada gördükleri, deneyimledikleri duygu- düşünceleri ile
zihinlerinde oluşturduklarını kurgulayarak başladıklarını biliyoruz. Bu konuda
çocuklarınızın doğayı gözlemeleri ve doğada zaman geçirmeleri için vakit
ayrılmasının önemli olduğunu vurguluyor kitap. Bununla beraber; anne babaların hedefinin, çocuklarına
gördüklerini anlamayı, doğal yaşamın
muhteşemliğinin farkına varmayı ve onlara yaşama dahil olmayı gerektiren becerileri öğrenmelerinde destek olmayı sağlamaktır diyor.
Buna ek olarak diyebilirim ki; çocukların çevrelerine karşı farkındalığını artırmak ve sürdürülebilir yaşamı
destekleyebilmek için, doğa ile bir arada ve doğal olmalarını artırmak önemlidir. Bu, yaşamlarına sahip çıkmayı ve duyarsız kalmamayı da sağlayacaktır. Farkında
olmadıktan ve bir takım şeyleri deneyimlemedikten sonra nasıl doğaya ya da
yaşananlara karşı duyarlı olsunlar ki…
·
Müzikle İlgilenmelerini Sağlayın. Andreasen, çocukların erken yaşta müzikle
tanışmalarının önemli olduğu pek çok neden sayıyor. Müziğin beyindeki gri maddenin artmasında çok önemli bir katkısı var. İlla sıkı bir icra edici
olmaları gerekmiyor ancak müzik dinlerken çocukların oyun oynamaları, çalışmaları ya da başka şeylerle de uğraşmalarının, onlara aynı anda birden
fazla iş yapma ve ikili işlem konularında da erken yaşta deneyim sağlayacağını
belirtiyor. Bununla beraber müzik dinlerken şarkıya katılabilirler, dans
edebilirler ve bu şekilde beyindeki pek çok farklı ağı çalıştırmış olurlar. Erken yaşta bir müzik
aleti çalmanın sağlanmasının çalışma disiplinine, başarma ve ilerleme
sevincine, bir topluluk önünde performans göstermenin özgüvene katkısı bulunuyor. Bir
grupla çalma deneyimi bir ekibin parçası olmayı da öğrenmeye destek oluyor. Ayrıca yazar, beyin, basılı müziği okuma ve görsel/uzamsal ilişkileri algılama konusunda sinaps üretme
becerilerine sahip oluyor diyor. Tüm
bunları söylerken profesyonel bir müzisyen olmaktan bahsetmiyor. Ama müziğin
dinleyici olmak da dahil yaşamın içinde olmasından bahsediyor.
Öneri: Doğa
gezilerinizde rüzgarın, otların, kuşların sesi, suyun akışı, yaprakların
hışırtısını dinlemek gibi basit şeyler bile müzik ve ses farkındalığını
artırmada destek olacaktır. Çocuğunuzun en basit çevrenizdeki sesleri bile dinlemesiyle
başlayabilirsiniz. Bu, seçici dikkati geliştirmesine de etki edecektir.
Tüm bu kitapta
bahsedilenlere ek olarak, çocukların sıkılma
duygularını yaşayabilecekleri zamanlar yaratmak da çok önemli. Sıkılmak ve
bazen yoksunluk duyduğumuz an’lar bizi üretime geçiren anlardır. Çocukların
sıkılmalarına fırsat vermek ya da bazen içi doldurulmamış, serbest zamanlar
bırakarak çocukların bu zaman dilimlerini doldurmalarına fırsat vermek beyin
gelişimi, oyun ve pek çok beceri için en ideal zamanlardır. Serbest oyun
zamanları çocukların gelişimlerinde çok büyük bir role sahiptir. Çocuğun doğasında oyun vardır. Kapalı alanlardan çok açık havada vakit geçirmeleri, hareket alanlarını çoğaltmaları bedensel gelişimleri için çok önemlidir. Serbest oyun da yaratıcılıkları için önemli bir etkendir. Diyeceğim odur ki, serbest oyunun gelişimini sağlayacak açık hava ortamlarını artırın.
Anne babalar, serbest zamanlarda, çocukların sıkılarak sizlere yöneleceklerinden kaygılanıp hemen o zamanı onlar adına yapılandırmayın ve yaratıcılıklarını ortaya çıkaracakları bu an’ları ellerinden almayın. Başlarda sıkıldıklarında, sizi de sıkma girişimlerin de bulunabilirler, Seçenek sunmadan önce kendilerinin seçenek oluşturmaları ve fikir üretmeleri için sabırla bekleyin. Sonunda kendilerine uygun bir yol bulacaklardır.
Anne babalar, serbest zamanlarda, çocukların sıkılarak sizlere yöneleceklerinden kaygılanıp hemen o zamanı onlar adına yapılandırmayın ve yaratıcılıklarını ortaya çıkaracakları bu an’ları ellerinden almayın. Başlarda sıkıldıklarında, sizi de sıkma girişimlerin de bulunabilirler, Seçenek sunmadan önce kendilerinin seçenek oluşturmaları ve fikir üretmeleri için sabırla bekleyin. Sonunda kendilerine uygun bir yol bulacaklardır.
Bununla beraber,
son dönem ve geleceğe baktığımızda, yaratım önemli bir beceri ve artık
innovatif eğitimsel yaklaşımlar da yaratıcılığı ortaya çıkaracak yapılara daha
çok yöneliyorlar. Türkiye’deki eğitim sisteminde de en büyük görev, öncelikle eğitime bakış açıları ile eğitimcilere
düşüyor. Eğitimi basitleştirerek, bir pay alma derdine düşmeden, eğitim
felsefesi ve pedagojiden uzaklaşmadan, önce çocuklara yaratıcılığı ve becerileri destekleyen eğitim ortamları sunmaları sonra velileri bilgilendirme ve doğru yönlendirmeleri, eğitimcilerin üzerinde
durması gereken çok önemli noktalardan biridir diye düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder