![]() |
| dunyabizim.com |
İnsan yoğun bir
iş temposundaysa kafasını toparlayıp düşüncelerini birleştiremiyor. En azından
kendim için söyleyebilirim. Oturup sakince düşünmeye ve kafamı toparlamaya
ihtiyaç duyuyorum. “anneeee” sesleri olmadan ya da takip edilecek, ayarlanması
gereken ev işleri olmadan. Akşam ev sessizleşince vakit ayırırım derken kendimi
bir anda uyuklarken buluyorum. Bazen bir
sayfa kitabı bile okuyacak halimim kalmamasına kendi kendime içerliyorum. Bazen
kendime kızıyorum “bu ne hal, toparla kendini!” diye. Yoğun zamanlar demlenmemizi
zorlaştırıyor. Biraz da biz mi algı ve yorumlayışımızla buna izin veriyoruz?
Büyük büyük hedefler, yüksek beklentiler arasında boğuşuyoruz.
Her yıl yeni yıl
başlangıcında doldurduğumuz bir defterimiz var. Yeni yıl için hedefler
koyuyoruz kendimize. Geçen hafta defteri çıkarıp baktığımda gülesim geldi. Geçmiş
yıllara bakıp hedeflediklerimi okuyunca. Herhalde yaş aldıkça ve deneyimler
arttıkça hayata bakış değişiyor. Kendimi
son günlerde daha dingin, daha bir şeyleri yapabilir, olayları algılama ve
deneyimleme olarak daha farklı hissediyorum. Artık yeni yıla bakışımın, beklentilerimin,
isteklerimin de değişmeye başladığını fark ettim. Daha maddesel hissettiğim ya
da yüzeysel baktığım şeylere karşı artık daha tinsel ya da derinlemesine
bakabiliyorum.
Yeni yılın on gününü devirmiş olmamıza rağmen
hala deftere bir şey yazmadım. Yazmadan
önce, burada paylaşıp, zihnimin çökeltilerini ayırmak istedim.
Bu yıl somut bir
şeyler yazmaktan öte, mutlu olabilecek an’ları yakalamayı daha çok hedefliyorum.
Bu nedenle, önce daha sakin, yavaş ve yaşadıklarımızın keyfini çıkardığımız bir
yıl olsun istiyorum. Az ve öz hedefler koyup çok dağılmamak, sindire sindire
yapmanın keyfine varabilmeyi istiyorum.
Eskiden yaptığım
gibi para, kariyer gibi şeyler öncelikli yer almıyor hedeflerimde. Zaten iyi
bir şeyler yaparsam bir şekilde karşılığını alabileceğime daha çok inanıyorum
artık. Yardımcı olabileceğim, yaşamlarında küçük de olsa bir etkim olacak bir
dokunuş yaratabilirsem beni daha çok mutlu ettiğini, “teşekkür ederim.”, “çok yardımın dokundu.” gibi
karşılıkların ise beni daha çok tatmin ettiğini artık daha iyi biliyorum.
Evimi ve kendimi
yoracak şeyler ve kişilerden daha bir uzak durmayı düşünüyorum bu yıl.
Bununla beraber, uzun bir süredir, ihtiyaç dışında bir şey almadan elimdekileri
değerlendirmeye ve keyfi alınan şeylerle ağırlıklarımı
artırmak yerine azaltmaya karar verdim. Son dönemde bir şeyler almanın çok da
cazip gelmemesi ve mağaza bile gezmeyi istemememin de bir sonucu olarak anladım
ki; aslında var olanla ve az olanla yapabiliyor ve dolapları dolduracak şeyler
olmadan da keyif alabiliyorum. Bunun yerine eşimle keyif alabileceğimiz anların
daha çok peşine düştük. Sosyallik bu süreci çok destekliyor. Çünkü ne kadar sosyal
olarak iletişim halindeyseniz ve konuşabiliyorsanız, sevdiklerinizle bir araya gelebiliyorsanız,
o kadar paylaşım artıyor. Paylaşımlar, insanları hem dinç tutan hem de birbirine
bağlayan önemli an’lardır. O yüzden elektronikleri daha az alanımız içerisine
alıp, yüz yüze paylaşımları artırmak yeni yıldan isteğim. Ama beni yoran, aşağı
çeken insanları da minumuma indirerek.
Ülkece zor
zamanlar geçiriyoruz. Duyduğumuz haberlerle hepimiz sıkılıyor ve üzülüyoruz. Bu
zamanlar da paylaşımlar çok daha önem kazanıyor. Duygusal olarak toparlanabilme
gücümüzü kaybetmemek adına daha çok sohbete, gülmeye, paylaşıma, anılara zaman ayıralım. Birbirimizle
dayanışma içinde olmanın, birbirimize sahip çıkmanın, dedikodu yapmak, çelme
takmak yerine desteklemenin, birbirimize
yüceltmenin zamanı. Panikle ülkeyi terk eden ya da başka bir ülkede yaşamayı
seçen birçok insan duyuyorum. Onların da haklı olduğu yönler var muhakkak. Bu da bir karar, saygım duyuyorum. Bize
gelince, kendi aramızdaki sohbetlerde "bir ülkemiz var, bizler sahip çıkmazsak kim çıkacak?" diye düşünüyoruz, konuşuyoruz.
En azından bunu bize sadece ülke toprağımızı değil, haklarımızı, özgürlüğümüzü
kazandıran Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugünümüzü bize sağlayan diğer kişilere borçluyuz
gibi geliyor. Güney Afrika’dan buraya öğretmenlik yapmaya gelmiş bir arkadaşım,
“ Güney Afrika’da faşizmin olduğu dönemde Mandela’dan önce bize Atatürk ilham
verdi.” demişti bir sohbeti sırasında. Çok şanslıyız, bunu unutmayarak bu
güçle hareket ettiğimiz bir yıl olsun. O yüzden biz bir yere gitmiyoruz. Don
Kişot gibi yel değirmenlerine rağmen, beraber ülkemizin ve Atatürk’ün
izinde ve yanındayız. Bu ülkeyi her şeyine rağmen çok seviyoruz. Ne kadar
karanlık bir yıl beklense de ben yeni yıla dair herkesin ülkesi adına umudunu
ve inancını yitirmeyeceği, sahip çıkacağı bir yıl olmasını diliyorum.
Bu zamana kadar,
bireysel başarı, kariyer ya da kazançlara fazlaca odaklanıldı sanırım, insani olan şeyler radarımızdan
çıktı. Belki zorbalık, rekabet, yarışma
hali, başarı için “her şey mübah!” düşüncesi, kötü davranışlar, bireysel
farklılıklara karşı tahammülsüzlüğümüz daha çok arttı. O nedenle, başarıdan öte
çocuklarımızın saygı, dürüstlük, hoşgörü, yardımseverlik gibi insani
değerlerini daha geliştirebildiğimiz bir yıl olsun.
Bu yıl, olaylar
karşısında “sen” demeyi bırakıp “ben ne yaparsam daha olumlu bir katkı
sağlarım?” sorusunu kendimize daha sık sorduğumuz bir yıl olsun. En azından ben
böyle yapacağım. Hiç ütopik gelmesin, işe yarayacağını ve katkı sağlayacağına inanıyorum.
Denemekten bir şey çıkmaz değil mi?
Herkese keyifli
bir yıl olsun, an’ınızın tadına varın!!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder