21 Aralık 2016 Çarşamba

Toplumsal Şifreler


Ne zamandır dışarı çıktığımda boşalmış, kiraya çıkmış mağazalar, boş dükkanlar görüyorum. Üzerinde “kiralık” yazan yerler artmaya başladı. Hayatımızın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz Cadde bayağı bir boşaldı. Keyifli vakitler geçirdiğimiz yerleri böyle görmek çok üzüyor bizleri. İstenen kira çok geldiği ya da piyasa bozulduğu için iş yerlerinin kapandığına dair duyumlar alıyoruz. Son dönemde piyasaların kötü olduğu hepimizin ağzında. Sadece ekonomi değil, topluma dair diğer haberler de cabası. Her geçen gün aldığımız haberlerle omuzlarımız daha da düşüyor.

Geçen gün kızımı sinemaya götürdüm. Genelde sinemalarını ve ortamını sevdiğimiz, derli toplu bulduğumuz, daha güvenlikli gelen Trio Hillside’a gidiyoruz. Çocuklar sinemadayken, biz de rahat rahat yemeğimizi yiyip, kahvemizi içebiliyoruz. Yine böyle bir gün, sinema bileti alırken, görevli “burası kapanmadan davetiyenizi kullanın.” dedi. Önce anlamadım, sonradan kafama dank etti. “Kapanmak ne demek?” diye sorunca; orasının da bir süre sonra kirada anlaşamadıkları için kapanacağını ve işletmelerin oradan çıkacağını belirtti. Hem üzüldüm hem de kızdım.
Belki ticaret kafam yok, işletmeden de hiç anlamam. Ama piyasa zorlanırken, ekonomik sıkıntılar yaşanırken; herkesin bir şekilde devam edebileceği, kazan-kazan bir tavır sergileyebilmek çok mu zor? diye düşündüm. Bu büyük bir işletme belki ama şu anda bunun gibi pek çok farklı büyüklükte işletme ya küçülmeyle ya da kapanmayla karşı karşıya. 

Bir mekanın, istenilen kiraya yeni birini bulana kadar boş kalması yerine - boş kaldığı sürede mal sahibi de kazanamayacak, kiracı da işinden olacak-  belki daha makul bir fiyata her iki tarafında kazanabileceği bir yaklaşım göstermek zor mu?  Böyle bir dönemde daha fazlasını istemenin açgözlülük olduğunu düşünüyorum.  Zor zamanları atlatana, düzlüğe çıkana kadar daha makul olanı gösteremez miyiz?,  Fedakarlıklar yapamaz mıyız?
Birileri zorlanırken, bundan nemalanmak insani değerler ölçüsünde değerlendirilebilir mi?

Bu, benim bahsettiğim son dönemde yaşananlara sadece bir örnek. Bu ve buna benzer örnekleri, eminim, herkes çevresinde farklı durum ve şekillerde yaşıyor ya da tanık oluyordur.
O zaman toplum olarak ağza pelesenk ettiğimiz değerler aklıma geliyor.  Namus, yardımseverlik, dayanışma, işbirliği gibi değerlere ne oldu? İş, “benim arabam, benim evim, benim param, benim hayatım, benim çocuğum” gibi daha bireysel düşünüldüğü bir durumda sözde toplumsal değerlerden bahsedilebilir mi? Benim başıma gelmediği sürece başkasının ne yaşadığının önemli olmadığı bir durumda toplumsal değerlerden bahsedebilmek zaten söz konusu değildir. Buna; taciz, istismar da dahil şu anda pek çok durumda rastlıyoruz. Bugün yan komşum, belki yarın benim yaşadığım bir durum olması,  gösterilmesi gereken tavrı farklı kılar mı? 

Toplumsal değerler “biz” olabilmeyi gerektirir. Beraber hareket edebilmeyi, yeri geldiğinde birbiri için fedakarlık yapabilmeyi, el vermeyi, birbirine sırtını dayayabilmeyi, başkası için de tepki verebilmeyi, korumayı kollamayı…

Çocuklar yaşadıkları çevrede değerleri en baştan itibaren gözlerler, modellerler ve içselleştirip eyleme dökerler.  Uygar olmanın şifresi toplumsal değerleri gerçek anlamda yaşamak ve yaşatmaktan geçer. Bir çocuğa bu şifreleri model olmadan veremezsiniz. Bir apartman kapısının şifresini bilmeden kapıyı açıp içeri giremiyorsanız; şifreyi bilmeden de çocukların uygar, değerlerine bağlı yetişkinler olabilmesinin kapılarını açabilmesini sağlayamazsınız. Bugün evdeki sohbetlerinizden, trafikteki tutumunuza, yolda yürürken gösterdiğiniz tavırdan, karşı cinse gösterdiğiniz saygıya, farklılıklara karşı eşitlikçi yaklaşımınıza kadar her şey çocuklar için birer şifredir. O kapıların anahtarı yetişkinlerin göstereceği modellerdir. Çocukların kendi çevrelerinde büyüklerinden gördüklerinden bağımsız hareket etmediklerini bilin.

Geleceğimizi oluşturacak çocuklara, umut yüklediğimiz gençlere bunu yapmakla yükümlüyüz.

Artık “ben”den çıkma, “biz” olma zamanıdır. 

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2