Ne zamandır
dışarı çıktığımda boşalmış, kiraya çıkmış mağazalar, boş dükkanlar görüyorum.
Üzerinde “kiralık” yazan yerler artmaya başladı. Hayatımızın büyük bir bölümünü
geçirdiğimiz Cadde bayağı bir boşaldı. Keyifli vakitler geçirdiğimiz yerleri böyle
görmek çok üzüyor bizleri. İstenen kira çok geldiği ya da piyasa bozulduğu için iş yerlerinin kapandığına dair
duyumlar alıyoruz. Son dönemde piyasaların kötü olduğu hepimizin ağzında. Sadece
ekonomi değil, topluma dair diğer haberler
de cabası. Her geçen gün aldığımız haberlerle omuzlarımız daha da düşüyor.
Geçen gün kızımı
sinemaya götürdüm. Genelde sinemalarını ve ortamını sevdiğimiz, derli toplu
bulduğumuz, daha güvenlikli gelen Trio Hillside’a gidiyoruz. Çocuklar sinemadayken, biz de rahat rahat yemeğimizi yiyip, kahvemizi
içebiliyoruz. Yine böyle bir gün, sinema bileti alırken, görevli “burası kapanmadan davetiyenizi
kullanın.” dedi. Önce anlamadım, sonradan kafama dank etti. “Kapanmak ne
demek?” diye sorunca; orasının da bir süre sonra kirada anlaşamadıkları için kapanacağını
ve işletmelerin oradan çıkacağını belirtti. Hem üzüldüm hem de kızdım.
Belki ticaret
kafam yok, işletmeden de hiç anlamam. Ama piyasa zorlanırken, ekonomik
sıkıntılar yaşanırken; herkesin bir şekilde devam edebileceği, kazan-kazan bir
tavır sergileyebilmek çok mu zor? diye düşündüm. Bu büyük bir işletme belki ama şu anda bunun gibi pek çok farklı büyüklükte işletme ya küçülmeyle ya da kapanmayla karşı karşıya.
Bir mekanın, istenilen
kiraya yeni birini bulana kadar boş kalması yerine - boş kaldığı sürede mal
sahibi de kazanamayacak, kiracı da işinden olacak- belki daha makul bir fiyata her iki tarafında
kazanabileceği bir yaklaşım göstermek zor mu?
Böyle bir dönemde daha fazlasını istemenin açgözlülük olduğunu
düşünüyorum. Zor zamanları atlatana,
düzlüğe çıkana kadar daha makul olanı gösteremez miyiz?, Fedakarlıklar yapamaz mıyız?
Birileri zorlanırken, bundan nemalanmak insani değerler ölçüsünde değerlendirilebilir mi?
Birileri zorlanırken, bundan nemalanmak insani değerler ölçüsünde değerlendirilebilir mi?
Bu, benim
bahsettiğim son dönemde yaşananlara sadece bir örnek. Bu ve buna benzer
örnekleri, eminim, herkes çevresinde farklı durum ve şekillerde yaşıyor ya da
tanık oluyordur.
O zaman toplum
olarak ağza pelesenk ettiğimiz değerler aklıma geliyor. Namus, yardımseverlik, dayanışma, işbirliği
gibi değerlere ne oldu? İş, “benim arabam, benim evim, benim param, benim
hayatım, benim çocuğum” gibi daha bireysel düşünüldüğü bir durumda sözde
toplumsal değerlerden bahsedilebilir mi? Benim başıma gelmediği sürece
başkasının ne yaşadığının önemli olmadığı bir durumda toplumsal değerlerden
bahsedebilmek zaten söz konusu değildir. Buna; taciz, istismar da dahil şu anda
pek çok durumda rastlıyoruz. Bugün yan komşum, belki yarın benim yaşadığım bir
durum olması, gösterilmesi gereken tavrı
farklı kılar mı?
Toplumsal
değerler “biz” olabilmeyi gerektirir. Beraber hareket edebilmeyi, yeri
geldiğinde birbiri için fedakarlık yapabilmeyi, el vermeyi, birbirine sırtını
dayayabilmeyi, başkası için de tepki verebilmeyi, korumayı kollamayı…
Çocuklar
yaşadıkları çevrede değerleri en baştan itibaren gözlerler, modellerler ve
içselleştirip eyleme dökerler. Uygar
olmanın şifresi toplumsal değerleri gerçek anlamda yaşamak ve yaşatmaktan
geçer. Bir çocuğa bu şifreleri model olmadan veremezsiniz. Bir apartman kapısının
şifresini bilmeden kapıyı açıp içeri giremiyorsanız; şifreyi bilmeden de
çocukların uygar, değerlerine bağlı yetişkinler olabilmesinin kapılarını
açabilmesini sağlayamazsınız. Bugün evdeki sohbetlerinizden, trafikteki
tutumunuza, yolda yürürken gösterdiğiniz tavırdan, karşı cinse gösterdiğiniz
saygıya, farklılıklara karşı eşitlikçi yaklaşımınıza kadar her şey çocuklar
için birer şifredir. O kapıların anahtarı yetişkinlerin göstereceği
modellerdir. Çocukların kendi çevrelerinde büyüklerinden gördüklerinden bağımsız hareket etmediklerini bilin.
Geleceğimizi
oluşturacak çocuklara, umut yüklediğimiz gençlere bunu yapmakla yükümlüyüz.
Artık “ben”den
çıkma, “biz” olma zamanıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder