Anne baba olmanın, sevgili olmanın, karı-koca olmanın ya da arkadaş olmanın kuralları var mıdır?
Sosyal medyada sıklıkla görüyorum. On Adımda Çocuk Yetiştirmenin Kuralları, Ergenlerle İletişimin 8 Basamağı gibi paylaşımlar iyice yaygınlaştı.
Geçen gün bir ortamda konuşurken, insanların buna benzer adımlar istediğini farkettim.
On adımda iyi bir arkadaş olmanın kuralları, 7 aşamada annelik babalık gibi formüller verince daha bir rahatladılar.
4 basamaklı bilinmeyen denklemler gibi yaşam ve yaşam içindekilerin bu kadar matematiksel olmadığını ve formüle edilmediğini düşündüm. Ama beklenen bir formülasyon vardı. O sekiz adımı verince ve işletince her şey tamam mı oluyordu? Aşamalar, adımlar, basamaklar ne kadar bel bağladığımız süreçler haline geldi.
Kanlı canlı bir hayatı bu kadar formüle etmek, reçetelendirmek, prospektüslere bağlamak ya da hap bilgi haline getirmeye çok hazır hale geldik. Çocuklar da böyle değil mi? İroniyi farketmemek mümkün değil. Çocuklar armut piş, ağzıma düş yaparken; biz yetişkinlerin de adımlara ya da reçetelere bel bağlaması çok ilginç doğrusu. Çocuklarda kızdığımız şeyleri, kendimizin "bir üst ses"den beklemesi...
Peki böyle mi gerçekten?
Yaşam akan bir nehirse, bu kadar adımlaştırmanın, bu kadar hesap kitaplara döndürmenin bir işe yaramadığını düşünenlerdenim.
Bir seminerin, eğitimin, bir köşe yazısının, bir makale ya da workshop'un zihinde bir ışık yakması, iç görü kazandırması ya da üzerinde düşünülmesini sağlaması bile çok önemlidir. Her zaman hap bir bilgi ile çıkmak, birilerinin size ne yapması gerektiğini söylemesi ile benzerdir. Bazen ne yapmanız gerektiğini, üst bir ses'in söylemesi iyi gelir. Ancak her zaman adım adım ne yapmanız gerektiğini söylemesi ve söylenenin sizin yaşantınıza uyması mümkün değildir.
Okuduğunuzun, duyduğunuzun kafa karıştırması aslında iyi bir şeydir. Sizde bir yerlere değdiği anlamına gelir ve üzerinde farkında olmadan ya da bilinçli veya değil düşünmenizi sağlar. Düşündükçe size özel bir ipucu verir. Kafanız karışır, karıştıranı düşünürsünüz, kendinizce zihninizi zorlarsınız, düşüncelerinizi değerlendirirsiniz ve kendinize göre bir farkındalık yaratırsınız. Bu farkındalık ya da iç görü her şeyden çok daha değerlidir. Aynı Newton'un kafasına gökten düşen elma gibi, durum sizin elinize kendi çözümünü getirebilir.
Her birey, her durum orjinalse, bir dakika önce akan ile bir dakika sonra akan suyun bile bir farkı varsa, ne kadar durumlar arası benzerlikler olsa da her durumu kendi içinde değerlendirmek ve üzerine düşünmek gerekir. Çünkü her durumun dinamikleri, etkileyenleri, etkilenenleri, hızı farklıdır. O nedenle olayları, kişileri bu kadar didakleştirmek, sayısallaştırmak, içtenlikten ve doğallıktan bizi uzaklaştırır.
Aslında kişilerinde ihtiyacı olan samimiyettir. Bir ergenin beklediği o an içten bir dinleme ya da sarılma iken ve yelkenler suya inecekken; "bir dakika şimdi şu basamağı uygulamam gerekiyor!" diyerek aslında odaktan uzaklaşırız. Prosedürler, bizi iç sesimizden uzaklaştırıp yanılgılara sürükleyebilir. Sistemler olmalı, rutinler olmalı ama orjini insanın olduğu her durumda bu kadar süreç matematiksel işlemez. Hiçbir şey bu kadar kitabi değildir.
İnsan olarak hepimizin iç sesine güvenmesi çok önemli. Bazen iç sesimizle attığımız adımlar daha sağlıklı sonuçlar doğurur. "Bazen ne hissediyorsan öyledir."demişti, çok değerli bir hocam. Evet, bazen ne hissediyorsanız belki de öyle devam etmeniz gereken bir an'dır.
Hızlı akan bu yaşamın içinde kendi iç seslerimizden uzaklaştıkça, kendimizden uzaklaştıkça birilerinin formüllerine daha çok ihtiyaç duyar olduk. Kendinize güvenin! O anda, o an her ne ise sizin uygun bir adım atmanıza yardımcı olacak bir sezgisel süreciniz olacaktır. Tıkandığınız noktada konuşmak, paylaşmak, yardım istemek çok önemlidir. Size tünele girmişken ışık tutabilecek birilerinin olması iyi gelir.
Eğer yine de adım istiyorsanız, işte size adımlar;
- Samimi/içten olun. (Her ne yapıyorsanız)
- Her durumu kendi içinizde düşünüp değerlendirin, iç seslerinize kulak verin.
- "Ben ne yaparsam yaşadığım durum daha farklı olur?" sorusunu kendinize sorun. (Her zaman ben'den yola çıkın.)
- Düşünceleriniz arasında karıştıysanız, seçeneklerle ile ilgili fikir almak istiyorsanız, kararsızsanız, acele etmeyin. Kendinize zaman tanıyın. Bazen konunun üzerine yatmak iyidir.
- Bazen üçüncü bir gözle durumu değerlendirmeye ihtiyaç duyarız; o zamanlarda isterseniz objektif biriyle paylaşın.
- Baş edememek, başa çıkamamak, üstesinden gelememek, bilmemek de bazen çok insanidir. Bilemeyebilirsiniz. O zaman bunu söylemek ve karşı tarafla paylaşmak çok daha işe yarayabilir. "Öfkelenmeni anlayabiliyorum ama öfkeni ifade ederken ki tepkilerinle başa çıkamıyorum. " gibi bir paylaşım durumu hiç düşünmediğiniz kadar rahatlatabilir.
- Kendinize düşünmek için zamanlar yaratın.
- Okuduğunuz ya da öğrendiklerinizi referans noktası alabilirsiniz ama doğallıktan uzaklaşmadan.
- Hayatınızda çözümsüz kalan şeyler olabilir. Onlarla da yaşayacak iç dinamikler geliştirecek esnekliğimiz olduğunu unutmayın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder