29 Ekim 2016 Cumartesi

Mutluluk

Kalabalık saatlerden biri, kalabalık bir ortam. Oturdum, çevremi gözlüyorum. Keyifli zamanlar geçiren insanları seçmeye çalışıyorum ya da mutlu gözükenleri. Tam seçemiyorum. Yüzler gergin, hatlar düşünceli. Jest ve mimiklerden anladığım konuşulanlar derin konular.  Bitmeyen, yoğun ve kafa karıştıran şeyler var belli.
Ya iş meseleleri ya da aşk... ya da mesele para veya memleket meseleleri. . . İnsanların yüzlerine baktıkça düşünüyorum:
Mutluyum.
Mutlusun.
Mutlu.
Mutluyuz.
Mutlusunuz.
Mutlular.
Mutlu muyuz?
Mutlu hissettiğimiz anlar hissetmediğimiz zamanlardan az mı? Yoksa çok mu?
Artık daha mı zor mutlu olunuyor?
Oğluma geçenlerde sordum, her zamanki sıradan bir sohbette sorduğum sıradan bir soruya cevabı şu oldu:
-          Bugün nasıl geçti? Seni mutlu eden, keyfi veren nelerdi?
-          Sıradan bir gündü işte, her zaman ki gibi. Mutlu olmak için bir şey mi olması gerekiyor anne!
Bu cevap bir anda kafam da şimşek gibi çaktı. Haklıydı. Mutlu olmak için bir şey gerekmiyordu. Sıradan bir gün de mutlu edebilirdi insanı. Sanki mutlu olmak için farklı bir şey olması gerekiyordu.
 Bu gözlem ve örneklerden yola çıkarak birkaç bir şey söylemek istiyorum.

İşim gereği de insanlarla iç içeyim, yoğun iletişim halindeyim. Sanki gözlediklerim ve tanık olduklarım mutluluk adına son dönemde yaşadıklarımız çok kayda değer değilmiş gibi. Bir keyifsizlik ya da mutsuzluk hali hakim. Bununla beraber yaşam şartları değiştikçe ve hayat hızı artıkça mutlu olmanın kriterleri de değişti. Eskiden daha kolaydı her şey. Bu konuda hepimiz hem fikiriz bence. Basitlikten uzaklaştıkça mutlu olabilmenin çıtası da yükseldi.   Bizi mutlu eden bir şeyler olmasını, sihirli bir el değmesini bekliyor gibiyiz. Büyük mutluluk halini yaratan parçalar sanki bir türlü birleşmiyor. Tüm kriterlerin bir araya gelmesini ya da büyük beklentiler içinde mutluluğun oluşmasını bekliyoruz.
Yaşam kendi içinde yoğunlaştıkça, ayrıntılar arttıkça, beklentiler yükseldikçe mutlu olabilme çemberimizi giderek daraltıyoruz. Mutluluk ertelenir hale geliyor. Sık sık içe sinmeyen bir şeyler, olması beklenen durumlar, tatmin olunmayan süreçler, şartlar, kriterler derken mutluluk bir sonraki bahara kalıyor. Elmanın sapı, üzümün çöpü duygularımızı yaşamayı erteliyoruz. Anda yani şimdi ve burada mutlu olunması için ne gerekiyor? O anda kendimizi mutlu ve iyi hissedebileceğimiz, andan zevk alabileceğimiz küçük veya basit şeylere pek dikkatimizi veremiyoruz.  
Aynı zamanda hissedebilmek için maddeleştiriyoruz.  Hızlı ve yoğun tüketimle beraber aktivite, etkinlik, organizasyon, ordan oraya sürüklenilen programlar, hatta bunların paylaşımı ile takip ettiğimiz beğeniler  içinde iyi hissetmeye çalışıyoruz. Daha talepkar, daha ardılan bir hava içinde… Duygularımızı hissetmek, var oluşumuzu da kanıtlayan bir durum olduğu için yapay süreçler oluşturuyoruz .
Tabi ki toplumsal olaylar, olumsuzluklar, belirsizlikler, trendler duyguların nasıl yaşanacağını çok belirliyor. Son dönem yaşananlardan bağımsız düşünemeyiz kendimizi. Yaşadığımız dönem her şeyi etkiliyor.

Seni ne mutlu eder? diye sorduğum çocuk ve ergenlerde uzun bir sessizlik ve sonra uzun bir liste. Sonrada bir sürü istek. Çocukların da büyüklerini model aldığını düşünürsek; “bu olursa mutlu olacağım.”; “buna sahip değilim, keyfim yok.”; “annem babam bana istediğimi yapmıyor, kendimi kötü hissediyorum.”  gibi ifadeler çok duyulduk gelmiyor mu? Sizce kimleri yansıtıyor? Peki istekleri olduğunda mutluluk hali gerçekleşiyor mu?  
O zaman;
  •    Çocuklara basit de olsa, sıradan da olsa mutlu olunabileceğini hissettirebilmeliyiz. Halbuki hayatta her şeye rağmen mutlu olunacak çok şey var. Her sabah sağlıkla uyanabilmek, bir işe sahip olabilmek, bir aileye; iyi bir kahve içebilmek, güzel bir dost sohbeti, nefis bir kek kokusu, güzel bir müziğin sesi, akşamları beraber yenilen yemek gibi gibi. Lütfen şimdiden hayatınızda sizi mutlu eden şeyleri düşünmeye başlayın. Bu kadar yoğunluk içinde sizi hiç mi mutlu eden bir şey yok?  
  • Mutluluğu sürekli dış nedenlere bağlamadan duygularımızın bize bağlı olduğunu çocuklara gösterecek olan biz yetişkinleriz. O nedenle sürekli duygularınızın nedenlerini dış etkenlere bağlamayın. “o bana bunu demeseydi, üzülmezdim.”, “param olsaydı mutlu olurdum.”, “trafikte önüme kırmasaydı kızmazdım.” Gibi duyguları dışsallaştırmak yerine duygularınızın sorumluluğunu alın ve çocuklarınıza model olun.
  • Her ne olursa olsun hayat devam ediyor. Olumsuzluklar yaşanabilir, sıkıntılar, belirsizlikler karşınıza çıkabilir. Ama her durumda sizi teskin edecek bir şeylerin olduğunu çocuklarınıza aktarın.
  •  Elinizdeki ile yetinin.  Anne baba tatminkar ve elindekinden memnun olmadığında çocuk olabilir mi sizce? Siz sürekli talepkar olduğunuzda, çocuklarınızda talepkar olmayı öğrenir. 
  •  Çocuklarınızın duygularını deneyimlemesi için onların adına duygularını tanımlamayın ve duygularını yaşaması için çocuğunuza alan bırakın. “şimdi bunu alınca mutlu oldun değil mi?”, “şunu yapmak sana keyif veriyor biliyorum.” “ben biliyorum, o böyle durumlarda hiç memnun olmaz” gibi çocuklarınızın adına yapılan tanımlamalar, onun kendi duygularını anlamasına ve ifade etmesine izin vermez.  

  Yaşam kendimizden başlıyor ve devam ediyorsa, o zaman yaşanacak yönlerini bulmak için ne duruyoruz?



Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2