Kalabalık
saatlerden biri, kalabalık bir ortam. Oturdum, çevremi gözlüyorum. Keyifli
zamanlar geçiren insanları seçmeye çalışıyorum ya da mutlu gözükenleri. Tam
seçemiyorum. Yüzler gergin, hatlar düşünceli. Jest ve mimiklerden anladığım
konuşulanlar derin konular. Bitmeyen,
yoğun ve kafa karıştıran şeyler var belli.
Ya iş meseleleri
ya da aşk... ya da mesele para veya memleket meseleleri. . . İnsanların
yüzlerine baktıkça düşünüyorum:
Mutluyum.
Mutlusun.
Mutlu.
Mutluyuz.
Mutlusunuz.
Mutlular.
Mutlu muyuz?
Mutlu
hissettiğimiz anlar hissetmediğimiz zamanlardan az mı? Yoksa çok mu?
Artık daha mı zor
mutlu olunuyor?
Oğluma geçenlerde
sordum, her zamanki sıradan bir sohbette sorduğum sıradan bir soruya cevabı şu
oldu:
-
Bugün
nasıl geçti? Seni mutlu eden, keyfi veren nelerdi?
-
Sıradan
bir gündü işte, her zaman ki gibi. Mutlu olmak için bir şey mi olması gerekiyor
anne!
Bu cevap bir anda
kafam da şimşek gibi çaktı. Haklıydı. Mutlu olmak için bir şey gerekmiyordu. Sıradan
bir gün de mutlu edebilirdi insanı. Sanki mutlu olmak için farklı bir şey
olması gerekiyordu.
Bu gözlem ve örneklerden yola çıkarak birkaç bir
şey söylemek istiyorum.
İşim gereği de
insanlarla iç içeyim, yoğun iletişim halindeyim. Sanki gözlediklerim ve tanık
olduklarım mutluluk adına son dönemde yaşadıklarımız çok kayda değer değilmiş
gibi. Bir keyifsizlik ya da mutsuzluk hali hakim. Bununla beraber yaşam
şartları değiştikçe ve hayat hızı artıkça mutlu olmanın kriterleri de değişti.
Eskiden daha kolaydı her şey. Bu konuda hepimiz hem fikiriz bence. Basitlikten
uzaklaştıkça mutlu olabilmenin çıtası da yükseldi. Bizi mutlu
eden bir şeyler olmasını, sihirli bir el değmesini bekliyor gibiyiz. Büyük
mutluluk halini yaratan parçalar sanki bir türlü birleşmiyor. Tüm kriterlerin bir
araya gelmesini ya da büyük beklentiler içinde mutluluğun oluşmasını bekliyoruz.
Yaşam kendi
içinde yoğunlaştıkça, ayrıntılar arttıkça, beklentiler yükseldikçe mutlu
olabilme çemberimizi giderek daraltıyoruz. Mutluluk ertelenir hale geliyor. Sık
sık içe sinmeyen bir şeyler, olması beklenen durumlar, tatmin olunmayan
süreçler, şartlar, kriterler derken mutluluk bir sonraki bahara kalıyor.
Elmanın sapı, üzümün çöpü duygularımızı yaşamayı erteliyoruz. Anda yani şimdi
ve burada mutlu olunması için ne gerekiyor? O anda kendimizi mutlu ve iyi
hissedebileceğimiz, andan zevk alabileceğimiz küçük veya basit şeylere pek
dikkatimizi veremiyoruz.
Aynı zamanda hissedebilmek
için maddeleştiriyoruz. Hızlı ve yoğun
tüketimle beraber aktivite, etkinlik, organizasyon, ordan oraya sürüklenilen programlar,
hatta bunların paylaşımı ile takip ettiğimiz beğeniler içinde iyi hissetmeye çalışıyoruz. Daha
talepkar, daha ardılan bir hava içinde… Duygularımızı hissetmek, var oluşumuzu
da kanıtlayan bir durum olduğu için yapay süreçler oluşturuyoruz .
Tabi ki toplumsal
olaylar, olumsuzluklar, belirsizlikler, trendler duyguların nasıl yaşanacağını
çok belirliyor. Son dönem yaşananlardan bağımsız düşünemeyiz kendimizi. Yaşadığımız dönem her şeyi etkiliyor.
Seni ne mutlu
eder? diye sorduğum çocuk ve ergenlerde uzun bir sessizlik ve sonra uzun bir
liste. Sonrada bir sürü istek. Çocukların da büyüklerini model aldığını düşünürsek; “bu olursa mutlu olacağım.”; “buna sahip değilim, keyfim yok.”; “annem babam bana istediğimi yapmıyor, kendimi kötü hissediyorum.” gibi ifadeler çok duyulduk gelmiyor mu? Sizce kimleri yansıtıyor? Peki istekleri olduğunda mutluluk hali
gerçekleşiyor mu?
O zaman;
- Çocuklara basit de olsa, sıradan da olsa mutlu olunabileceğini hissettirebilmeliyiz. Halbuki hayatta her şeye rağmen mutlu olunacak çok şey var. Her sabah sağlıkla uyanabilmek, bir işe sahip olabilmek, bir aileye; iyi bir kahve içebilmek, güzel bir dost sohbeti, nefis bir kek kokusu, güzel bir müziğin sesi, akşamları beraber yenilen yemek gibi gibi. Lütfen şimdiden hayatınızda sizi mutlu eden şeyleri düşünmeye başlayın. Bu kadar yoğunluk içinde sizi hiç mi mutlu eden bir şey yok?
- Mutluluğu sürekli dış nedenlere bağlamadan duygularımızın bize bağlı olduğunu çocuklara gösterecek olan biz yetişkinleriz. O nedenle sürekli duygularınızın nedenlerini dış etkenlere bağlamayın. “o bana bunu demeseydi, üzülmezdim.”, “param olsaydı mutlu olurdum.”, “trafikte önüme kırmasaydı kızmazdım.” Gibi duyguları dışsallaştırmak yerine duygularınızın sorumluluğunu alın ve çocuklarınıza model olun.
- Her ne olursa olsun hayat devam ediyor. Olumsuzluklar yaşanabilir, sıkıntılar, belirsizlikler karşınıza çıkabilir. Ama her durumda sizi teskin edecek bir şeylerin olduğunu çocuklarınıza aktarın.
- Elinizdeki ile yetinin. Anne baba tatminkar ve elindekinden memnun olmadığında çocuk olabilir mi sizce? Siz sürekli talepkar olduğunuzda, çocuklarınızda talepkar olmayı öğrenir.
- Çocuklarınızın duygularını deneyimlemesi için onların adına duygularını tanımlamayın ve duygularını yaşaması için çocuğunuza alan bırakın. “şimdi bunu alınca mutlu oldun değil mi?”, “şunu yapmak sana keyif veriyor biliyorum.” “ben biliyorum, o böyle durumlarda hiç memnun olmaz” gibi çocuklarınızın adına yapılan tanımlamalar, onun kendi duygularını anlamasına ve ifade etmesine izin vermez.
Yaşam kendimizden başlıyor ve devam ediyorsa, o zaman yaşanacak yönlerini bulmak için ne duruyoruz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder