15 Temmuz 2017 Cumartesi

Mitlerden Günümüz Çocukluğuna…





Tarihte bir yolculuk yapacak olsak, en ilgimizi çeken dönemlerden biri, pek çok önemli öğretinin doğduğu, düşünürleriyle ünlü antik çağ dönemleri olur herhalde. Benim de en ilgimi çeken dönemlerden biridir. Hedonizm, kavramı da o dönemlerde felsefede, zevkin yaşamdaki tek ya da temel iyi olduğunu söyleyen ve ideal davranış biçimini zevkin peşinde koşmakla açıklayan bir öğreti olarak çıkmıştır.  Kyrene Okulu takipçileri ya da egoist hedonistler, bireyin o anki kişisel isteklerinin diğer insanları düşünmeksizin karşılanmasını varlığın gerçek temeli olarak algılayan öğretiyi desteklemişlerdir.
O dönemler çok çok gerilerde kalsa da, hedonist yaklaşımın izlerini günümüze farklı bir bakış açısı ile uyarlayabiliriz. Yaşadığımız çevreye şöyle bir göz atarsak; kişisel isteklerin ön plana çıktığı, ego’ların çarpıştığı, “ben” ve “benim mutluluğum”, “şimdi, hemen, bana uyacak şekilde”, “bana sıkıntı vermediği ve benim keyfim rahat olduğum sürece”, “sefam olsun.”, “benim işim görülsün de…” gibi yaklaşımlarla daha da belirginleştiğini görmek mümkündür.  İda Dağı'nın Tanrısı ya da Tanrıçası olmanın mücadelesi vardır sanki. 
Hazzı ertelemek istemeyen, sürekli mutlu olmak ve keyif almak isteyen bir nesille mi yoksa böyle bir dönemle mi karşı karşıyayız?
Ben bu kavrama çocuklar üzerinden bakacağım biraz.
Yeniçağın yeni nesil çocukları için yaşantıladıkları pek çok şey “mutlu olmak, zevk almak” üzerine kurgulanıyor. İstediği şeyin şimdi, şu anda şartlar ne olursa olsun hemen yapılmasını ya da sahip olmayı istiyorlar. Çocuk ve çocuğun mutluluğu, zevki, keyfinin merkezde olduğu bir yaklaşım için hedonist nesil yetiştiren ebeveynlik yaklaşımları oluştu günümüzde. Bu durumun giderek dikkat çekici bir hal almaya başladığını düşünüyorum.
 Parkta kayarken sıra beklediği için mutsuz olan çocuğu adına sürece müdahale eden anne babalar görüyorum. Arkadaşıyla yaşadığı sorunu çözmesini beklemeden çocuğunu mutsuz eden arkadaşıyla muhatap olan ebeveynleri izliyorum. Okuldaki herhangi bir süreçte yaşanan olumsuz bir durumda üzülen çocuğu adına okulu tek mesul görerek, okuldan ayrılan ve sık okul değiştiren öğrenci velilerine tanık oluyorum. Çocuklar okul okul çanta gibi geziyorlar, ulaşmaya çalıştıkları mutlak mutluluk adına. Hatta veli gruplarıyla yaşanan durumu başka velilere de bulaştıran yaklaşımlar da cabası. Evdeki yemeği sevmediği için gecenin bir nısfında dışarıdan çocuğuna istediği yemeği sipariş eden ebeveynler ile karşılaşıyorum. “Sevmiyorum, istemiyorum, yapmak zorunda değilim.” Diyerek kendine ait sorumlulukları yapmaya yanaşmayan ergenler ile karşı karşıya kalıyorum.
“keyif almadın mı?” Hemen değiştirelim, atalım, satalım, şapkadan tavşan çıkaralım, yeter ki sen mutlu ol! Mutluluğun adına çevreyi düzenleyin.” benzeri yaklaşımlarda bulunan ebeveynler çocuklarında nasıl etki yarattıklarının farkında değiller sanırım.
Çocuklar doğduğu andan itibaren ebeveynlerin sevgilerini ifade ediş tarzından tutun da yedirip içirmelerine hatta giydirmelerine kadar her yaklaşım çocuğu etkiler. Aşırı derecede ifade edilen “aşkım, sevgilim, prensesim”  gibi sözcükler, her konuda gösterilen yoğun ihtimam ya da anne baba tarafından her şeyin mümkün olduğunca çocuğun mutlu olması üzerine organize edilmesi ve son dönemde sosyal medyadan gördüğüm çocukların doğum günlerinden, gidilen tatillerde çekilen fotoğraflardaki dünyanın merkeziymiş şeklindeki tutumlar, çocuğun gerçek dünya ile bağını sağlıklı ve gerçekçi oluşturmasını zorlaştırıyor. Çocuk, sosyalleşmeyle beraber aile dışına çıkınca gerçeklerin aile içinde yaşandığı gibi olmadığını, ailesinde gördüğü tutumlardan farklı tutum ve yaklaşımların olduğunu, dünyanın merkezi olmadığını ve hatta gayet herkes gibi olduğunu, her şeyin de keyif vermediğini, keyif ve haz vermeyen ama yapılması gereken şeyler de olduğunu görerek, hayal kırıklığını çok daha yoğun yaşıyor. Bu durumda ebeveynler, çocuklarını mutsuz görmeye tahammül edemeyince, her şeyi çocuğa göre ayarlama ya da düzenlemeye girişiyorlar. Evden sonra çocuğun okuluna müdahale ediyorlar, arkadaşlarına müdahale ediyorlar hatta işyerine bile müdahale edebiliyorlar. Çocuk her yerde ve herkesten aynı yaklaşımı görmeyi bekler hale geliyor. Yaşantı, deneyim ve duygu reperturarı gelişmeyince yaş kaç olursa olsun, daha alıngan, daha şüpheci, her şeyden nem kapan, kendi istediği gibi olmayınca hemen küsen ya da tepki veren, sürekli tatminsiz, mutsuz, yüzü asık, çabuk pes eden, sebat gösteremeyen çocuklar ve peşlerinde onları her daim mutlu etmeye çalışan ebeveynler ile karşı karşıya kalıyoruz. Bununla beraber paylaşım, dayanışma, sıra bekleme, işbirliği, yeri geldiğinde fedakarlık yapma gibi kavramların bu kadar bireyselliğin arttığı bir ortamda gelişmesini beklemek mümkün olmaz. Hak, adalet gibi değerler de gelişemez böyle bir durumda. Bu değerlere sahip olamadığınız süreçte, toplumsal birlikten de bahsedemezsiniz.
Çocuğun var oluşuna karşı gösterilen yoğun yaklaşımlar, çocuğun kendine olan aşırı sevgi, büyüsel bir dünyada yaşadığına dair gerçek olmayan inanışlar, gerçekçi bir hayat görüşü kazanmasına ve her şeye muktedir olma duygusundan vazgeçebilmesine engel olur.
Çocuğu adına her şeyi halletmeye çalışan, çocuklarının her ihtiyacına onlar adına koşturan, çocuğun günlük yaşamda karşılaştığı sorunları onlar adına çözme konusunda büyük çaba sarfeden, her daim mutlu olması için didinen “uydu ebeveynler”, aynı zamanda bu tutumları ile çocuklarının bireyselleşmesine de izin vermezler. Bireyselleşme bağımsızlaşmadır. Bağımsızlaşma da orijinal bir kimlik gelişimi için önemlidir. Yetişkin de böyle olunur.
Yaşamımızın her döneminde o döneme özgü, gelişimsel çatışmalar, kayıplar olur. Gelişimin gereği her dönem baş edilmesi ve aşılması gereken zorluklar olacaktır. Her dönemin kendine özgü zorluklarıyla yüzleşip, kabul edip, baş edebilmek, bir önceki dönemin sağlıklı bir şekilde çözülmesine bağlıdır. Eğer ebeveyn olarak çocuğumuzun bu süreçleri yaşamasına izin vermezsek gelişimini kendi ellerimizle sekteye uğratırız. Sağlıklı bir kişilik ve kimlik oluşumuna engel oluruz.

Ebeveyn;
·         Duygusal olarak ulaşılabilir olan,
·         Çocuğunun ani değişen duygusal tepkilerine sert tepki göstermeyen
·         Davranışlarında tutarlı olan,
·         Çocuğunu bağımsız olma yönünde mutlaka destekleyen
·         Çocuğunun tepkileri karşısında hemen geri çekilmeyen
·          Toplumsal değerleri de gözeterek model olan bir  tutum içinde olması önemlidir.
Booker T. Washington der ki; “başarı, insanın hayatta ulaştığı konumdan çok başarmaya çalışırken aştığı engellerle ölçülür.” Her çocuk, bizler de dahil prens ve prensesler olarak dünyaya geldik. Ama yetişkin olabilecek yetileri deneyimlerle kazandık.  O halde, ebeveyn olarak çocukların önündeki engelleri kaldırmak yerine, o engelleri kendileri aşmaları için becerilerini geliştirelim. Çocuklar, evde oluşturulmaya çalışılan bireyselliğin, mutlak mutluluğun, hedonist bir yaşantının, her an zevkine göre yaşama gibi balon bir dünyanın olmadığını er ya da geç öğrendiklerinde yaşayacakları hayal kırıklıkları ya da kayıpları karşılamaları daha zor olacaktır.


Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2