Seçimlerimiz,
kararlarımız, yöneldiğimiz yollar bir tasarı ile başlar aslında.
Önce kendimizi,
benliğimizi tasarlarız doğduğumuz andan itibaren. Bu tasarımla da bir resim
çizeriz, ne olduğumuz, nasıl olduğumuza dair.
Anne babamız,
arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz ve bize değen herkes ve her şeyle ben’i
yaratırız.
Bunu nasıl
sağlarız?
Hayal ederiz,
düşünürüz, duyarız, deneriz, bozarız, yeni bir şey öğreniriz, tekrar
deneriz, düşeriz kalkarız, konuşuruz, oynarız, okuruz, okuduğumuz üzerine bir
çıkarımda bulunuruz ya da modelleriz. Tüm bu ve buna benzer eylemler esnasında
benliğimizi şekillendirecek etkileşimlerle bir tasarım oluştururuz. “bunu
yapabilirim, şunu beceremem ki!”, “ben böyle biriyim.”, “dünya görüşüm şöyle…”
gibi kendimizle ilgili tanımlamalar yaparız. Böyle böyle de kendiliğimiz-kimliğimiz
somutlaşmaya başlar. Sonrasında da bu benlik tasarımıyla yaşamımızı
şekillendiririz.
Ergenlerle görüşmekten, bir arada olup konuşmaktan çok zevk alıyorum. Onlarla daha dinamizmi yakalıyor insan. Buna
rağmen kendilerini tanımlamalarını istediğimde, ifade etmekte çok zorlandıklarını fark
ediyorum. Ya da ne yapmak, ne olmak istiyorsun diye sorduğumda, öyle veya böyle
bir cevap zor çıkıyor.
“Seni hangi
özelliklerin tanımlar?”,
“Hayalin ne?”,
“Koyduğun hedefi
paylaşır mısın?”,
“Okul seçerken
kriterin var mı?”,
”nasıl bir eğitim
almak seni mutlu eder?,
“yapmak istediğin
şeyler neler? ” gibi kendilerini irdeleyen soruları çok düşündüklerini ve “Bilmem
annem okulları araştırıyor.”, “nasıl bir okul olsun düşünmedim, ailem seçiyor.”,
“nasıl biriyim diye yakınımdakilere sormak lazım.” gibi ifadelerle anne
babalarına gönderme yaptıklarını görüyorum. Sanırım okul, kariyer gibi araştırmalarda,
kendileri için neyin uygun olduğuna anne baba araştırarak karar veriyor. “Hiç
sormadın mı?”, “görüştüğünüz okula neden gittiğinizi öğrenmek istemedin mi?” ya
da “bir sonra gitmeyi düşündüğün okulun sana ne katmasını istiyorsun?” gibi
sorularla irdelemek istediğimde “hayır” cevabını almak, o heyecanı o kadar da hissedememek ilginç geliyor.
Kendileri ile ilgili
saçma veya değil, çok düşünmeden cevap verememeleri ya da kendilerine ait olan
süreçlerde ikinci planda kalmalarını sorguluyorum. Ya çok küçük yaşlardan
itibaren sınırsız bir şekilde çocuğun karar verdiği bir süreç var ya da her
şeyi çocuğun adına ebeveynin karar verdiği bir süreç var. Açıkçası kafam
karışıyor. Ana sınıfındaki bir çocuğa boyundan büyük bir karar verdirebilirken,
lise ya da üniversite çağına gelmiş bir genç adına annesi babası araştırma
yapıp karar verebiliyor.
Bu tür seçim süreçleri, kendini tanıma ile
bağlantılıdır. Kariyer çocukluktan itibaren bir kendini tanıma ve tasarlama yolculuğudur.
Gencin kendini tasarlayacak deneyimleri kazandığı, deneyimlerle seçimine katkı
sağlayacak farkındalığını arttırdığı bir süreç. İster 8. Sınıf olsun, ister
lise son sınıf olsun, ister üniversite olsun kendi ile ilgili yaşına göre bir
tanımlama yapabilmesini önemsiyorum.
Bu durumu yaş
dönem özelliklerinden bağımsız düşünemem. Ergenlik döneminin, yetişkinlik için
kimlik gelişiminde çok önemli bir görevi var. Gençlerin kimliklerini bulma süreci olarak,
kendilerini ve çevrelerini daha çok irdelemeleri, sorgulamaları, tartışmaları
gereken bir dönem. Sormalarını, merak
etmelerini hatta tartışmalarını beklerken kendi alanlarına ait süreçleri
sorgulamamaları ilginç geliyor. Sorgulamasının,
irdelemesinin ya da ebeveynleri ile çatışmasının sağlıklı kimlik oluşumu için gerekli
olduğunu bilmemiz önemli.
Tabi ki günümüz
şartları, yeni dünyanın ebeveyn tutumları kişinin farkındalığı üzerinde çok
etkili. Hiç birimiz sosyolojik oluşumlardan bağımsız değiliz aslında. Yaşadığımız
dünya bizi, biz de yaşadığımız dünyayı etkiliyoruz pek tabi ki.
Lise ya da üniversite seçim sürecine girmiş gençlerle yaptığım görüşmelere baktığımda, yaşanan süreci kendi gözlemlerimle şöyle bir değerlendirmek isterim:
Bizim dönemimizle bence ortak bir taraf var ki, bu dönem çocukları da kendilerini tanıma fırsatı çok bulamıyorlar. Bizler de farklı sosyolojik nedenlerden ne istediğimizi tam bilerek hayata atılmadık, onlar da farklı etkenlerden dolayı tam bilemiyorlar. Son dönem çocukları da kendilerini tasarlayabilecekleri ortamlarla çok fazla karşılaşmıyorlar. Küçük yaştan itibaren bazı şeyleri yapmaya programlanıyorlar. Bazen bu durum onlar adına ebeveynlerin ya da yakın çevresindeki kişilerin uygun bulup karar vermesi ile oluyor. Bazen de moda olan, o dönemin getirisi, geri kalınmaması gereken şeyler olabiliyor. Çocuk ya da gençler, doğal olmayan, yapılandırılmış ortamlarda var olmaya çalışırken, kendilerine dönüp düşünme, hayal kurma ya da bir karar verip deneyimlemeleri çok kolay olmuyor. Ya da Türkiye’nin geri kalınmaması gereken bir gerçeği olabiliyor. Türkiye’nin bu gerçekleri kendileri olabilmeleri için nedense çocuk ve ergenlere fırsat tanımıyor.
Lise ya da üniversite seçim sürecine girmiş gençlerle yaptığım görüşmelere baktığımda, yaşanan süreci kendi gözlemlerimle şöyle bir değerlendirmek isterim:
Bizim dönemimizle bence ortak bir taraf var ki, bu dönem çocukları da kendilerini tanıma fırsatı çok bulamıyorlar. Bizler de farklı sosyolojik nedenlerden ne istediğimizi tam bilerek hayata atılmadık, onlar da farklı etkenlerden dolayı tam bilemiyorlar. Son dönem çocukları da kendilerini tasarlayabilecekleri ortamlarla çok fazla karşılaşmıyorlar. Küçük yaştan itibaren bazı şeyleri yapmaya programlanıyorlar. Bazen bu durum onlar adına ebeveynlerin ya da yakın çevresindeki kişilerin uygun bulup karar vermesi ile oluyor. Bazen de moda olan, o dönemin getirisi, geri kalınmaması gereken şeyler olabiliyor. Çocuk ya da gençler, doğal olmayan, yapılandırılmış ortamlarda var olmaya çalışırken, kendilerine dönüp düşünme, hayal kurma ya da bir karar verip deneyimlemeleri çok kolay olmuyor. Ya da Türkiye’nin geri kalınmaması gereken bir gerçeği olabiliyor. Türkiye’nin bu gerçekleri kendileri olabilmeleri için nedense çocuk ve ergenlere fırsat tanımıyor.
Çocuklarımızın
mutluluğunu merkeze alıp her alanda mutlak mutluluk isterken, mutlu olduğu
yerde, istediği şeyi yapsın derken “ama mutluluk karın doyurmuyor!” diyerek yönlendirdiğimiz
alanlar, meslekler ya da okullar söylemlerimizle çelişmiyor mu?
Gençlerin yoğun
tempolu ortamlar, hızlı akan programlar, her şeyde başarılı olma beklentisi
sırtlarında bir yük oluyor. Onları
yapmazsa akranlarından eksik ya da geride kalacağı vurgulanıyor. Çocuk ya da
gençlerde de “o yapıyorsa ben de yapmalıyım”
duygusu farklı tepkilerin oluşmasına neden oluyor. Ya tamamen bırakıyorlar ya
da geride kalmamak için bu yolda her şeyi yapıyorlar. Otomatik olarak yapıyorlar,
durup düşünmeden, ne istediklerini irdelemeden çünkü mutlu olmayı istiyorsa, herkes
gibi bunu yapması gerektiği vurgulanıyor.
TEOG sonrası görüştüğüm
gençlerin yaşadıkları dondurulmuş bu bir yılı nasıl bir duygu ile yaşadığını
dikkate alan var mı acaba? Yapmak istediklerinden koparılarak, hayatında bir
yılın ne önemi var ki diyerek soyutlanan gençlerin ne istediğini gerçekten
merak eden var mı?
Kendi olmak
orjinalliği getirirken, bahsettiğim yapı orjinallikten uzaklaştırıyor.
Kendilerini tanımak, kendilerini farketmek ve aktarmakta zorlanıyorlar.
Kendiyle ilgili farkındalığını artırabilecek spontan, serbest, başkası
tarafından yapılandırılmamış ve yönlendirilmeyen ortamlarda çok yer alamıyorlar
çünkü her an’ları, her alanları dolu oluyor. O etkinlikten bu etkinliğe
atlarken kendilerinden uzaklaşabiliyorlar. Başkaları ile kıyaslamalar,
üstesinden gelinemeyen yarış ve rekabet ortamları içinde yer almak durumunda
kalıyorlar.
Anne babalardan
şu tepkileri almak beni bazen şaşırtıyor. Ortalama akşam beşe kadar okulda
vakit geçirmiş, 8-9 saat derse girip çıkmış, yorgun eve gelmiş çocuklarının çok
boş kaldıklarını sitemkar bir şekilde ifade edebiliyorlar. Ya da tüm yaz tatili
boyunca çok serbest kalacak, bize bir şey
ayarlasanız demelerine tanık oluyorum. Nedense
çocuk ya da gençlerin kendi kendilerine serbest kalmaları kaygı verici bir
durum olarak algılanabiliyor. Ancak insan kendine serbest zamanlar ayırabilirse
yaratıcı, etkin bir farkındalık oluşturabilir. Çünkü o zaman düşünebilir ve
tasarlayabilir.
Şimdi bu
dediğimden hep mi serbest kalacaklar? Bu sistem ve gerçeklikte olacak iş mi? gibi
bir sonuç çıkmasın. Ama biz yoğun bir iş temposunda tükenmişlik yaşıyorsak
ergen çağında olan bu gençlerden bizim bile bunaldığımız şeyi yapmalarını
beklemek haksızlık değil mi? Serbest alanlara, esnek bazen canı sıkılacak kadar
boş anlara da ihtiyaçları olduğunu göz ardı etmemiz psikolojiye ters aslında. Dengeyi
oluşturmak ebeveyn olarak bize düşüyor.
İşte size naçizane
gözlemlerimden önerilerim:
- Bırakın, gençlerin kendini bulma çabasında kendine ait zamanları olsun, hayal kursun, düşünsün, planlasın, hata yapsın, denesin, olmasın tekrar kurgulasın. Kendini tanıyacağı zamanlar ve ortamlar yaratın. Ben kimim? , neyi severim, sevmem, ilgi ve becerilerim neler, neleri yapabilirim ya da yapamam’ı anlayacağı deneyimler içine girsin, tabi ki yaşına ve karakterine uygun bir denetim ve takip ile.
- Kafasındaki soruları siz onun adına hemen cevaplamayın. Sorularla yönlendirin, kendi deneyimlerinizi paylaşın. Bırakın soruları ya da sorunların cevabını kendi bulsun. Her şey istediğimiz şekilde çözülemeyebilir, bazen çözümsüz kalması da bir deneyimdir. Yapmak istemediği şeylerde zorlamayın. Zaten istemiyorsa yapacağı şeyin ona çok da katkısı olmayacaktır. Ancak ona sağlayacağı katkı olduğunu düşünüyorsanız artı ve eksileriyle konuşun. Yaşına göre seçenekler sunarak kendi karar vermesi konusunda da yönlendirici olun. Unutmayın, ebeveyn olarak her şeyi kontrol edemezsiniz. Çocuğunuzun da kendine göre bir karakteri var, onu öyle kabul etmek ve kendi öznelliği içinde ne yapabileceğini görmek için fırsat verin. Zaten çok müdahil olmadan, bir kol mesafesi kalıp gözlerseniz çocuğunuz size kendi ile ilgili tiyolar verecektir.
- Güçlü yönlerini ortaya çıkarmasına yardımcı olun.
- Sorumluluk alması için yol açın. Sorumluluk almak, hayatı deneyimlemelerini sağlamak, sınırlarını görebilmeleri açısından da önemlidir. Hatta ergenlerin yaz tatillerinde kısa kısa sorumluluk alıp meslek alanları içinde çalışma imkanları olursa, ileride mesleki kararlarını daha net verebilirler.
- Değerleri oluşsun. Değerler de aynı kişiliği, deneyimleri gibi hayatla ilgili seçimlerinde ve kurgularında bir bakış açısı oluştururlar. Değerler ve temel olarak kültürel öğeler önce ailede öğrenilir, okulda değil. O nedenle anne baba olarak önce bizlerin bu değerleri ailemiz adına netleştirmemiz gereklidir.
- Uyguladığınız ya da uygulamak istediğiniz aile ritüelleriniz, rutinleriniz olsun. Bu ortak etkileşim alanlarınızda birbirinizle yaptığınız sohbet ya da paylaşımlar bile ergen için içebakış sağlayacaktır.
- Okumaya teşvik edin. Okumak da içsel yolculuklarını zenginleştiren en önemli aktivitelerden biridir.
- Her şeyden öte ebeveyn olarak model olun. Anne baba olarak sizler tavır ve yaklaşımlarınızla en büyük rehberlerisiniz. Model olmanın söylemlerden daha değerli ve öğretici olduğunu bir gerçek.
“Birisine yardımcı olmak istiyorsanız, ona
sorumluluk yükleyip güvendiğinizi hissettirmekten başka çok az şey
yapabilirsiniz. “
Booker T.
Washington
Doya doya bir tatil geçirmeniz dileğiyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder