OKULA BAKIŞIM-1
Çocukların en uzun süre zamanlarını geçirdiği yer artık okullar oldu. Okula yüklenen anlamlar arttı. Bir ailenin vermesi beklenen bazı değerleri artık okulların vermesi bekleniyor. Yani okula atfedilen anlam arttı. Ancak verilen eğitimin kalitesi nitelik mi yoksa nicelik olarak mı arttı tartışılır. Çünkü herkesin okulda verilen eğitimden anladığı farklılıklar göstermekte. Tabi ki beklentiler de okul seçimini etkilemekte. Okul seçimi hele bizim gibi yelpazesi geniş bir ülkede oldukça kafa karıştırıcı.
Çok küçük yaşlardan itibaren okula gitmeye başlayan çocuğumuz için hangi okulun iyi geleceğini, ince eleyip sık dokuyoruz. Başarı odaklı mı olsun, sınava mı hazırlasın, lisesine direk geçiş mi olsun, aktivitesi mi bol olsun, birkaç yabancı dil mi öğretsin, öğrenci profili bize mi uygun olsun, popüler mi olsun, butik mi olsun, camiası mı olsun derken, düşündükçe düşünüyoruz. Tanıtımlara gidiyoruz. Bir okul seçiyoruz ve çocukları görüşmelerden görüşmelere götürüyoruz, mülakatlara sokuyoruz. Çocuğumuzun o okula girebilmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz. İş okula girmekle bitmiyor, sonrasında orada kalmak için başlıyor bütün çaba. Bazen çocuğun boyundan büyük rekabetlere girmesi gerekiyor, okuldan ya da ailesinden gelen, karşılamakta sıkıntı çektiği beklentileri yerine getirmesi gerekiyor. Çok küçük yaşlardan itibaren yaşam gailesi başlıyor aslında. Bir de unutmadan ülkemizin sınav gibi bir gerçeği var. Hele bir de çocuğun üstlenmesi gerekenler arasında sınav da varsa vay haline. İşler zor.
Okul seçenekleri bu kadar çokken neye göre seçim yapıyoruz? Peki gerçekten seçtiğimiz okul çocuğumuza göre mi yoksa bize göre mi?
Okullarda da çalışan biri olarak diyebilirim ki; benim bu konuda kafam çok karışık. Çevremden de çok farklı uygulamaları olan okullar duyuyorum. Alternatif çok ancak nitelikli okul az. “Ama şimdi herkes böyle yapıyor.” Mantığı okulları da ele geçirmiş durumda. Sahip olduğu eğitim felsefesinden ödün vermeden, ilk açılma amacından sapmadan devam eden okul da az, çocuğunun gelişimini dikkate alan veli de az. Veliler bu yazımı okurken bana kızabilir ancak herkesin bu kadar talepkar olduğu bir dönemde çocuğun ne hissettiğinin, ne düşündüğünün, olgunlaşmasının, gelişim özelliklerinin yok sayıldığı kanaatindeyim. Çocuğun gelişimini, ihtiyaçlarını gözetmek ve ona en uygun eğitimi vermekse esas olan, bu önemli ayrıntının gözden kaçırıldığını düşünüyorum. Bahsettiğim şey, eğitim, çocukları sınıflandırmak, kategorize etmek ya da belli bir çerçeveye sokmak gibi mekanik bir işlem değildir. Eğitim, çocuğun karakteristik özelliklerini bilerek, yaşadığı dünya gerçeği içinde kendi yolunu bulmasına yardımcı olmaktır aslında. Bunları okurken bu bilgilerin hiç pratik bir tarafı yok diyebilirsiniz. Ben şu noktada takılıyorum açıkçası; bu bakış açısını yaratan bizken, değiştirebilecekte biziz aslında. Ancak var olan akışa kaptırıp, “durum bu!” deyip hareket ediyoruz.
Eğitim şart! Evet, ben de katılıyorum ancak bu eğitimin niteliğine bizler etki edebiliriz. Bu durumu yarışa sokan, maddiyata döken ya da müşteri mantığı ile hareket eden kurumları eleme şansımız var. ama önce bizim hayat felsefemizi dolayısıyla eğitime, çocuğa, insana olan bakış açımızı değiştirmemiz şart!
OKULA BAKIŞIM-2
Şimdi bu kadar felsefik yazmışken belki benim okul seçimine bakış açımı da yazmam iyi olabilir. Belki zihninizde düşünmek için bir kıvılcım başlatabilirim diye düşünüyorum. Şunu da belirtmekte fayda var ki; Burada paylaştıklarım benim düşüncelerim olup kimseyi yargılama amacı gütmemekte.
Ben her zaman eğitimin akademik kısmından çok öğretilenlerle çocuklarda bir “hayat felsefesi” kurmayı düşünerek yola çıkmaya çalıştım. O nedenle de eğitim hayatının içinde hala bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Olayın sadece müfredat yetiştirmek olmadığı kurumlar hayal ediyorum. Belki çok ütopik olabilir bu. Ama ülkemizde eğitimin içeriğinden çok dış görünüşünün ön planda olmasından dolayı üzüntü duyuyorum.
Bu düşünce ile kıvranırken çocuğumuzu nasıl bir eğitim içinde yetiştirmek istediğimizi, eğitimden veya okuldan beklentilerimizi çok düşündük. Öncelikle bunu belirlemek çok işimize yaradı. En azından ülkenin genelinin düşündüğü gibi, yarışan, sadece test çözen bir eğitim almasını istemedik. Çocuğumuzun kişilik özellikleri, karakteri, bizim aile kültürümüz gibi konuları da beklentimizi belirlerken çok konuştuk. Neden bunu söylüyorum? Çünkü her anne babanın, çocuğundan da okuldan da beklentisi bu anlamda farklılık göstermekte, dolayısıyla bir okula bakışımızı da, memnun kalışımızı da etkilemekte. Bizim için çocuklarımızın ne olursa olsun kendi becerisi dahilinde mutlu olacağı bir mesleği yapması, olmak istediği yerde olması önemli. Bu konuda eşimle çok netiz. O nedenle, bu beklentimizden yola çıkarak okullara bakındık. Bu arada, temeli iyi olursa sonrasını çok daha iyi ve rahat götürür düşüncesiyle sınıf öğretmeni konusuna daha çok odaklandık.
Bunu yaparken çok ince eleyip sık dokuduğumuzu düşünmeyin, önemli olan çocuğumuza neyin iyi gideceğini netleştirmek oldu. Çünkü bize göre çok iyi olacağını düşündüğümüz bir okul bazen çocuğa iyi gelmeyebiliyor, çocuk gerek başarı gerekse özgüven anlamında kendini gösteremeyebiliyor ve ebeveynler inatla o okulda devam etmesi yönünde ısrarcı olabiliyor. Bu konuda ısrar etmek yerine çocuğun, kendini iyi hissedeceği, daha mutlu olacağı bir mekanda olması daha iyidir düşüncesindeyim. Düşünülen bir okulda olmak için, ne veli olarak ebeveynin kendini ne de öğrenci olarak çocuğun kendisini maddi/manevi yıpratmasının, yerle yeksan etmesinin bir anlamı yok. Yoksa bir öğrencinin hayatının bu kadar önemli yıllarını geçirdiği, kendini şekillendirdiği bir ortama mutsuz, sürünerek gitmesi ne acı olur, değil mi?! Hele bunu göre göre istenilen okula, çocuğuna gelecekte iyi olacak diye gönderen veli için ise olayın daha vahim olduğunu düşünüyorum.
Sevgilerle…….
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder