19 Mart 2012 Pazartesi


YAŞAMA KARŞI KIRILAN ÇOCUKLAR

Son dönemde gözlediğim ve önemsediğim bir şeyi sizle paylaşmak istiyorum.

Çalıştığım gruplarda çocukların yaşanan olumsuz ya da istenmeyen duruma karşı gösterdikleri tepkileri ve tahammülleri çok düşük. Günlük yaşantı içerisinde olumsuz içerikte olan durumların hiç yaşanmaması isteniyor ya da yaşandığında dünyanın sonu olarak algılanıyor. Anne babaların da çocuklarının yaşadığı olumsuz durumlara karşı gösterdikleri tepkiler çok yoğun ve aslında baktığınızda zaman zaman yaşanan durumla çok da paralellik göstermiyor.

Çocuk kendi sosyal ya da duygusal olarak yaşadığı bir durumu doğal olarak kendini en rahat hissettiği ortam olan evde belki de yaşadığı yoğunlukla aynen aktarabilir. Ancak gördüğüm anne babalar çocuklarının anlattıklarını aynı duygu yoğunluğu ile alıp, çocuğun kendi duygusunu yaşamasına fırsat vermeden sahiplenip kendilerince ivedilikle çözme girişiminde bulunuyorlar ama çözümler bir yetişkin mantığı ile düşünülüyor. Karşılarındaki kişilerin çocuk olduğunu, çocukların dünyasında olayların farklı yorumlanabildiğini ve kendilerince farklı çözüm yollarının olduğunu unutabiliyorlar. Çocuğun duygusunu yaşamasına, kendince çözme girişimlerinde bulunmasına fırsat verilmeden anne baba kendi istedikleri gibi durumu çözüp rahatlasalar da, bunun çocukların yaşadığı yarım kalmışlık duygusu yanında kendi kişiliğini ya da kimliğini anne babadan ayrımlaştırmasına ve kendi bütünlüğüne ulaşmasına engel olan bir tavır olduğunu fark etmiyorlar.

Çocuklar yaşam karşısında nasıl bir duruş sergilemeleri gerektiğini, hangi durumda nasıl tepki verileceğini en yakınlarındaki anne babalarından öğreniyorlar; yaşantı içerisinde, olaylar karşısında modelleri olan anne babalarından ilham alıyorlar. Baktığınızda çocukların tepkileri anne babalarınkinden çok da bağımsız değil.

Hayatımızın merkezinde olan sahip olduğumuz çocuklarımıza yüklediklerimiz o kadar fazla ki, bu durum kendi kendilerine kalmalarına izin vermiyor. Ya da günlük yaşam içerisinde her türlü durumun yaşanabileceğine karşı tolerans geliştiremiyorlar. Çocukların“Her zaman mutlu olması” gibi çok da gerçekçi olmayan bir mantıkla hareket edildiği son dönemde hem anne babalarda hem de çocuklarda yaşanan en küçük mutsuzluk ciddi düşüşlere neden olabiliyor.

Sadece şunu söyleyebilirim ki,

Önce biz anne babaların rahatlamamız, her deneyimin olumlu ya da olumsuz bizi geliştiren bir şey olduğunu inanmamız önemli ki, çocuklar da yaşananlar karşısında benzer düşünebilsin. Bazen var olan duyguyla kalmak ya da çocuğumuzun kalabilmesine fırsat vermek, var olan durumla baş edebilecek bakış açısını geliştirebilmek için gerçekten önemli. Olumsuz duygulara tahammülü olmayan bir ebeveyn modelinde ya da çok müdahil olan tutumlarda çocuklarda da benzer tutumların geliştiğini görmekteyiz.

Yaşam, sadece siyahın ya da beyazın; mutluluğun ya da mutsuzluğun; iyinin ya da kötünün; başarı ya da başarısızlığın olduğu sığ bir arena değil, pek çok duyguyu, tecrübeyi ya da rengi bünyesinde barındıran bir yer olduğuna göre çocuklarımızın da duygu repertuarını geliştirmek ve pek çok durumla baş edebilecek deneyimi onlara kazandırmak bizim birincil görevimiz olmalı. Bunun için önce iyi bir dinleyici olmak ve anne baba olarak çocuğumuzun bize olayın neresinde nasıl bir ihtiyaç duyduğunu gerçekten anlamamız ve kabul etmemiz önemli.

Her şeyi çözmek değil, bazen başı şeylerin çözümsüz de kalabileceğini, bazı şeylerin istemediğimiz şekilde gelişebileceğini, ne kadar istesek de bazı şeylere hemen ulaşamayabileceğimizi, bazen haksızlığa da uğrayabileceğimizi, bazı şeylerin sınır ve kuralları olduğunu, bunun da “yaşam” olduğunu çocuklarımıza zaman zaman içimiz cız etse de göstermek boynumuzun borcu diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2