İnsanlar mesleğim ile
anneliğimin arasında her zaman bir ilişki kurmaya çalışıyorlar. Ancak kapıdan
girdiğim an, ben de bir anneyim ve
duygularımın devreye girdiği, profesyonel bakış açımı kapının dışında
bıraktığım başka bir zaman dilimi başlıyor. Zaten mesleki rolün evde de devam
ettiğini düşünsenize ne kadar samimiyetsiz olurdu. Orada ben de sıradan bir anneyim
ve duygusal yönümle ve sezgilerimle hareket ettiğim bir başka ben var, tabi ki
bildiklerimin yaklaşımım üzerinde bir etkisi vardır. Dolayısıyla hata yapma payım
da var. Hata yapmama üzerine kurulu bir mantığın tehlike sularda yüzmek gibi
bir şey olduğunu düşünüyorum. Her neyse…
Sizinle çocuklarımla olan bazı
deneyimlerimi belki fikir verir düşüncesiyle paylaşmak isterim. Her zaman
çocuklarım benim için öncelikli olmuştur ve programlamamı da onlara göre
ayarlamaya çalışırım. İlk çocuğum olan oğlumda işten döndükten sonra birlikte
zaman geçirmek adına çok şey yaptık. Yatana kadar dolu dolu her anını beraber
geçirdik. Ta ki, ikinci çocuğum olan
kızıma hamile olana kadar. Tabi bu arada anneanneler, babaanneler de boş
durmadı. İkinci bebek geldikten sonra fark ettim ki, kendi kendine vakit
geçirmekte, oyun kurmakta zorlanıyordu, oyun oynamak ya da vakit geçirmek için yanında
hep birilerinin olmasını istiyordu, birinin oyun kurmasını tercih ediyor ya da ne
oynaması gerektiğini söylemesini… “Canım
sıkıldı”, “anne ne oynayayım?”diye ortalarda dolanıyordu. Zamanını dolduramayınca da o güne kadar
ilgisini çekmeyen televizyon ya da PSP’ye dadanmaya başladığını gördüm. Mutlaka
bu durumu etkileyen pek çok faktör vardı, olayı tek başına değerlendirmek yanlış
olur. Cinsiyetten cinsiyete kendi kendine oyalanma becerisi değişebilir, ailede
yaşanan bir değişim etkileyebilir, ilgi istediği için yanında birinin olmasını
isteyebilir, nedenleri duruma genel olarak bakarak çoğaltabiliriz. Bizdeki
durumu gözledikten sonra kendime dönüp çok düşündüm, çevremdekilerle konuştum,
kendi anneliğimi gözden geçirdim. Yeni kardeşi bir tarafa bırakın, çocuk haklıydı
aslında; o ana kadar ben, onunla vakit geçirmek adına belki de çocuğun da önüne
geçercesine zamanını doldurmuştum. Canının sıkılmasına çok fırsat vermemiştim. Biraz
armut piş ağzıma düş yapmıştım. Onun da kendi adına “ne istiyorum?”; “ne
oynasam acaba?” gibi kafa yormasına ya da odasında kendi kendine oyun
yaratmasına hiç ihtiyaç olmamıştı. Sadece ben değil, çevresindeki diğer
insanlar da bunu yapmıştı. Çünkü çok sevdiğimiz için onunla olan her anı en iyi
şekilde geçirelim istiyorduk. Dolayısıyla da bir anda yeni bebekle beraber onun
da yaşamında oluşan değişimle, tek başına zaman geçirmek zorunda kalınca ne
yapacağını, nasıl yapacağını bilememesi çok normaldi. Bu durum kızgınlığını daha
da artırmıştı ve olumsuz duygularını bize yöneltmesine sebep olmuştu. Çünkü değer
görmeme duygularıyla eşleştirmişti.
Çocuklarla vakit geçirmek önemli
ancak çocukların da her anını kaliteli zaman geçirmek adına adım adım doldurmak
değil, onların da kendi kendilerine zaman geçirmesine fırsat vererek… Oyunu onların yaratıcılıklarına bırakarak,
oyun kurmalarına fırsat vererek, bazen canlarının sıkılmasına müsaade ederek
bazen de bir şey bulamayınca o duyguyla biraz kalmasına razı olarak. Biz de
şimdi bunu yeniden yapılandırıyoruz. Beraber zaman geçirmek yanında bireysel olarak
bir şeyler yapmaya vakit ayırmaya çalışıyoruz. Tabi bireysel zamanlarda ne yapacağı ile
ilgili olarak biraz yol gösterici olmak, sorularla yönlendirmek önemli. Çünkü bu
zamanı bir anda kendi kendine değerlendiremeyebilir. Bu konuda yol kat ettiğimizi
düşünüyorum, artık kendi kendine
odasında daha uzunca vakit geçirebiliyor.
Temelde samimi olarak sevginizi verdikten
ve yaptıklarınızı içtenlikle ortaya koyduktan sonra, hataların ya da
olumsuzlukların daha kolay tolere edilebildiğini biliyorum. O yüzden belki de
en büyük tavsiyem, ebeveyn olarak kendinize de hata yapma payı bırakmanız, bu
pay bırakılmadığında sonucu hem ebeveyn hem de çocuk için daha istenmeyecek
şekilde yaşanabiliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder