Sadece deniz, kum, güneş değil, gittiğimiz yerlerde zaman
varsa civar köylere gitmek ve yeni yerler görmek çok hoşuma gider. Babamdan
kalma bir alışkanlık olsa gerek. Ama biz de ailece sevdik.
Datça’da bir akşamüstü yolumuz Reşadiye Köy’ünden geçti ve köyde kahve içmek
istedik. Köye girdiğimizde karşımıza heybetli, tarihi bir cami ve cami yanında
bir kahve çıktı. Kahveye merdivenle çıkıyorsunuz. Çıktığınızda kahvenin yanında
bir çocuk parkı var. Caminin etrafını dolanınca yanında camları kırık dökük
eski bir okul, zamanında medrese olduğu da söyleniyor. Ece hemen parkta
çocuklarla kaynaşıp oynamaya başladı. Caminin etrafında dolaştık, etrafı
seyrettik.
Çocukları oynarken seyretmek; çocukluğumda babamın bizi
götürdüğü köyleri aklıma getirdi. Babam
canımız sıkıldığında beni ve kız kardeşimi alır, yakın köylere götürürdü.
Reşadiye Köyünde, Rüzgar kahvede kahve içerken ve çocukları seyrederken, tüm bu
çocukluk hatıralarım aklıma geldi. Dün gibi ama çok uzakta kalan hatırlar. Türk
kahvesi yanında tavsiye edilen anne kurabiyesi de lezzetiyle anı yüklüydü.
Datça’ya yolunuz düşerse denizi, koyları dışında ziyaret edebileceğiniz, ağaçların altında sessiz, sakin bir
kahve. Yaşlılar oturmuş sohbette. Yakınında
Hızırşah Köyü de var. Eski Datça’yı da gezebilirsiniz. O gün gezdiğimiz Şarap Evi'ni de unutmamak lazım.
Ben de çocuklarımın bizim çocukluğumuzdaki gibi tadı
damaklarında kalan, akıllarına gelince herşeyleriyle hissettikleri anıları
olsun istiyorum. Ama bu anılar içinde
hayalgücü de barındırınca çok daha etkili oluyor. Gezsinler, görsünler,
herşeyiyle yaşasınlar gittikleri yerleri. Olduğu gibi, düzeltmeden,
düzenlemeden…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder