9 Ağustos 2015 Pazar

Gümüşlük...


Kız kardeşimle bizim uzun yürüyüşlerimiz ünlüdür.  Bu çok sevdiğimiz uzun yürüyüşleri tatil yaptığımız Gümüşlük’te de sabahları erkenden yapmak  bir adet oldu. Kimse tam uykusunu açmadan, güneş tam yüzünü göstermeden, serin ve sessiz yolda kardeş kardeşe sohbet ede ede yürümek kadar tatile keyif katan başka bir şey yoktur. Birbirimizle pek çok şeyi paylaştığımız özel anlardan biridir bu yürüyüşler.  Yaklaşık 4-5 km yürür, Gümüşlük’te mavi sandalyeli kahvede sabah kahvemizi içer, almamız gereken gazete ya da simit varsa alır, dönüş yoluna geçeriz. Eve dönerken bazen sahil tarafından siteye ulaşır, denize girer, ter atar öyle eve ulaşırız. Ondan sonrasında tüm ailece yapılan kahvaltının tadına değmeyin gitsin. Ayrı olduğumuzda da ben ya da o rutin olarak yürüyüşlere devam ederiz.

Bugün tek başıma yürüyüşteydim. Her sabah aynı saatlerde çıktığım sabah yürüyüşünde güneşin  yavaş yavaş daha geç dağların arkasından kendini göstermeye başladığını farkettim. Temmuz başında aynı saatlerde çıkan güneşle bugün çıkan güneş bile aynı değildi.  Bunu düşünürken bu yürüyüş macerasını yazma fikri geldi bir anda aklıma.

Gümüşlük’ü  gerçekten o küçük, sakin, köy haliyle çok seviyoruz.Yürüyüş yaparken köye eski, patika yoldan giriş yaparız. Bize ifade edildiği kadarıyla Kral Yolundan…  Çok eskiden kalma yaşanmışlığın olduğu bu yolda yürürken, yalnızsanız sessizlikten biraz ürkebilirsiniz. Antik bir yoldur. Bana Gladyatör filminde Russel Crowe’un buğday tarlalarından geçerken ki verdiği havayı hissettirir. Yolun kenarında eski taşlar, taşların gerisinde bazen inekler otlar. Bir hamam da vardır yolun üzerinde.  Yolun sonunda denize ulaşırsınız. Sabah deniz pırıl pırıl, tekneler ise koyda beklemektedir sakince.  Yürüyüş yaparken karşılaştıklarınızla selamlaşırsınız.  Bence en güzel zamanı sabah köyün tam uyanmamış halidir. Restoranlar akşamdan kalmadır, bakkalara gazete yeni gelir, çarşı kısmında kepenkler daha açılmamıştır. Bu sessiz ve sakin halinde denize karşı kahvenizi içersiniz.

Bir de köyün içinde Mandarin Café'den söz etmeden geçemeyeceğim.  Onun da kahvaltısı bu yörede bahsedilen pek çok yer gibi lezzetli ve keyiflidir. Sahibi olan teyze, taze, yeni pişmiş poğaça ve elmalı kurabiyeleri  yanında sohbeti ile renk katar kahvaltıya. Ayrıca reçellerde ona aittir.  Ben sakinliği ve spontanlığı sevdiğim için, gittiğimde yer bulabildiğim, illa önceden yer ayırtılması gerekmeyen, itiş kakış olmadığım, ferah ve samimi yerleri daha çok tercih ediyorum. Burası da öyle bir yer işte. Denize karşı sabah serinliğinde sessiz sakin  kahvaltı edebileceğiniz bir yer 
 
Bazen yan tarafındaki mavi sandalyeli kahvede,  kahve içtikten sonra dönüş yolunda oradan poğaça ve elmalı kurabiye alıp da yola çıkarız.

Bugün kahvede oturmuş, kahvemi yudumlarken, denize karşı oturup böyle kendi halinde kalan, özgünlüğünü koruyan, samimi, insancıl yerleri çok sevdiğimi farkettim. Kahveciyle konuşmayı, bakkala selam vermeyi seviyorum.

Bence Gümüşlük’ü Gümüşlük yapan da böyle bir ruha sahip olması. Bu ruhu da korumak gerekiyor diye düşünüyorum. Bozmamak ya da öylece, kendi halinde kalmasına izin vermek gerekiyor.

Babamın hep ifade ettiği bir söz vardır:

 
 
Krallarla omuz omuza yürürken halk kokunu unutmamak gerekiyor.





Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2