25 Ekim 2015 Pazar

KAMP ATEŞİ



Geçen hafta sonu yakın arkadaşlarımızla farklı, keyifli ve albümlere unutulmayacak şekilde geçecek bir hafta sonu yaşadık.

Kırklareli taraflarına çoluk çombalak kamp yapmaya gittik. Harbi kamp ama... ana yoldan ormana girip uzunca bir yol gittikten sonra kamp yapacağımız yere ulaştığımızda ne bir elektirik, ne bir tuvalet ne de telefonlarımızda bağlantı vardı.

İki gün bir gece boyunca her türlü iletişimden uzakta geçirdik. Sadece biz, doğa vardı. Güzel, minik bir şelale yanında kamp ateşi yakıldı, çadırlar kuruldu.  İlk defa çadırda yattık.

O sessizlik, o yavaşlık, o zamanın kaybolduğu ve sınırsız gökyüzü içerisinde ruhumuzun dinlendiğini, arındığımızı hissettim. Herşey basit ve netti. Ağaçlar yeşilden sarıya geçen farklı  tonlar arasında o kadar seyredilmeye değerdi ki... Şelalenin sesi tam bir müzikti. Kah güldük, kah sohbet ettik, kah keyifle yedik içtik, yürüdük;  yeri geldi hepimiz sessizce doğaya karşı oturduk ve kendimizle baş başa kaldık.

Çocuklardan iki dolu gün boyunca bir kere "sıkıldık." sözcüğünü duymadım. Sakin ve  teknolojinin uzak bu yerinde kendilerince yapacak, oynayacak bir şeyler buldular. Hiç de şikayet etmediler, ne tuvaletsizlikten, ne karanlıktan, ne de doğanın diğer hallerinden.

Odun taşıdılar, yapraklarla oynadılar, hayvanları seyrettiler, toprakla oyalandılar, çadırlarda kendilerine yeni bir oyun alanı yarattılar, yürüyüşlerimize eşlik ettiler. Doğanın farklı hallerini ve farklı hayvanları gördükçe şaşkınlıklarına tanık olmak çok keyifliydi. İşte o anlarda içimden geçirdiğim; "şu an yaşadıkları deneyimin onlarda yarattığı farkındalığın yerini hiçbir şey dolduramaz. Onların kişiliğinde, ruhlarında yapılandırılıp önlerine sunulan her şeyden etkisi büyük." oldu.

Akşam hava karardıktan sonra fenerimizin ya da kamp ateşimizin olmadığı yerde burnumuzun ötesini göremiyorken bundan hiç korkmadılar. Çok cesur yaklaştılar doğaya karşı. Sabaha kadar da su sesi eşliğinde çadırımızda mışıl mışıl uyudular. Her ne kadar ben yer yadırgasam da...

Çevre gezileri yaparken, aslında doğanın bize sunduğu basit ve net bir döngü var. Bu döngüyü bozan ve içinden çıkılmaz hale getiren biz insanların hırsları, istekleri ve yaklaşımları. Doğa her şeyi içinde barındırıyor aslında.

Çocuklarımızı düşündüğümüzü söyleyerek yola çıktığımız, onlar için kurduğumuzu ve sunduğumuzu ifade ettiğimiz hayat, çocuklarımıza bizim sunduğumuz kendi resimlerimiz. Kendi hırs ve taleplerimizle şekillendirdiğimiz bu yaşam, onların istediği yaşam değil. Onların istediği doğallık, spontanlık, yaşamın gerçek renkleri.

Biz büyükler, onlar adına doğayı korumak, onların hayallerini korumak ile görevliyiz. Aslında kendi dönemimizin bekçisiyiz. Bir sonraki döneme dünyayı devredene kadar. Bu hafta sonu bunu çok daha net anladık.
Kamp olayını çok sevdik, devamı da gelecek sanırım










.

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2