Okulların açıldığı bu dönemler yeni başlangıçlardır herkes
için. Anne babalar da çocuklar da yeni döneme ve yeni sınıfın beklentilerine
okul hayatı ne kadar tanıdık gelse de alışmaya çalışırlar. Her başlangıç
bilindik bile olsa yenidir. Çünkü koşullar değişir, çocuklar değişir, çocuklar
arası etkileşimler değişir. O nedenle yeniliklere alışmak bir süre gerektirir. Her
alışma süresi kişiden kişiye değişir.
Okullar açıldı, kimi yeni açıldı kimi bir kaç hafta önce. Çocuklar
tatil sonrası okul hayatına, saatlere, okul içi kurallara, derslerin
sorumluluklarına ve beklentilerine , öğretmenlerinin tutumlarına alışacaklar.
Bu alışma süreci dünden bugüne hemen
olmayacak. Bir süreç gerekecek. Kimi çocuk buna bir haftada uyum sağlayacak, kimisi bir ayda, kimisi ise
belki bir dönemde. Bu noktada, anne babaların tutumu çok önem
kazanmaktadır.
Son dönemde anne babalar, yeni şeylere alışma konusunda
çocuklarına çok zaman ve mekan tanımıyorlar. Bazı şeyler öngörülebilir ama çoğu şey
öngörülemeyebilir. Örneğin; bir araya gelen sınıftaki öğrencilerden nasıl bir
etkileşim sağlanacağı bir araya gelip yaşanmadan tam olarak bilinemez. Önceden kimin kiminle bir araya geldiğinde ne
olabileceğini ön görebilirsiniz ama farklı bir etkileşimi ya da oluşacak
dinamiği kesin bir şekilde ortaya koyamazsınız. Dolayısıyla yaşanmışlıklara ve
kişiler arası etkileşimlere izin vermek, dinamiğin oluşmasına dışarıdan
müdahalede bulunmadan fırsat tanımak çok
önemlidir.
Anne babaların dışarıdan çocukların sınıf ortamına ya da arkadaşlık
süreçlerine müdahaleleri çok fazla. Çocuklara, kendi var oluşlarını gösterebilecekleri
ortamlar yaratmalarına ya da kendi kişiliklerini ortaya koyabilmelerine çok
fazla fırsat tanımadıklarını gözlüyorum.
Çocukların kendi mekanlarında, kendi ilişkilerinde, kendi
dilleriyle iletişime geçmelerine engel olmanın ya da oradaki süreci ketlemenin
ileriki yıllara etkisinin farkında değiller. Her an, anne babalar arasındaki
haberleşme ağlarıyla ilişkilere ya da çocukların baş etme becerilerine müdahale
ediliyor.
Ortalığı karıştıran kusura bakmayın ama çocuklar değil, anne
babalardır. Çocukların arkadaşlıklarına müdahale ederek, neyi nasıl yapacağına
karışarak, hatta çocuktan önce davranıp yetişkin boyutunda işleri çözmeye
çalışarak.
Ödevler kimin ödevi?, malzemeler kimin malzemesi?,
teneffüste oynanan oyunlar ve bu oyunlar içerisindeki sosyallik kimin
sosyalliği? Anne babanın mı yoksa çocukların mı? karışmış durumda. Anne babalar
o kadar çocuklarıyla özdeşleşmiş durumdaki çocukları üzerinde yarattıkları
olumsuz etkinin farkında değiller.
Birileri sizin iş ortamınızdaki ilişkilerinize karışsa, işte
size ait sorumluluklarınıza sizin önünüze geçerek halletmeye ya da müdahale
etmeye hatta arkadaşlarınızla olan durumların içine girip kendi istediği
şekilde yönlendirse ne hissederdiniz? Ne
yapardınız?
Söylemek istediğim şu ki;
·
Çocuklar yetişkinlerden daha esnek bir yapıya
sahipler, her ortama ya da duruma fırsat verilirse yetişkinlere göre çok daha
iyi yollar bularak alışabilirler. Yeter ki; bu fırsat, zaman ve şartlar
çocuklara sağlansın.
·
Sosyal ortamlarda hiç bir zaman riski
sıfırlayamazsınız. %1’de olsa bir risk her zaman olacaktır. Farkılıklara, yeni
olana, spontan gelişene ya da öngörülemeyen durumlara karşı her zaman koruma sağlayamazsınız. Bırakın
kendi var oluşunu kendi ortamı içerisinde kendileri oluştursun.
·
İki kişi arasına bir üçüncü kişi girmez.
Çocukların ilişkilerinde ne öğretmenleriyle ne de arkadaşlarıyla arasına
girmeyin. Birinci derecede iletişimi sağlayacak kişi onlar. Takip
edebilirsiniz, durumunu belli aralıklarla öğrenebilirsiniz ama onun adına sözcü
olup rol çalamazsınız.
·
Çocukların kendi sorumluluklarını sahiplenmelerine
kenara çekilip anne babaların izin vermesi gerekiyor. Beden eğitimi dersinin birinde eşofmanı
karışır ama diğerinde düzenli bir şekilde çantasına koymayı sağlayacak startejiyi fırsat verilirse
geliştirir. Kaybettiği eşyasını nasıl bulacağını ya da arkadaşıyla yaşadığı
sorunu nasıl çözeceğini müdahale edilmezse kendisi kendi yöntemi ile hallebilir.
·
Bırakın kendi sorunlarını kendileri çözsün. Bu süreçte destek vereceğiz ama onların önüne
geçerek değil, ne yapmaları gerektiğini söyleyerek değil. Yaşları küçük
çözemezler değil, kendi yaşlarına uygun gayet iyi halledebilirler. Onlarla konuşarak, çözüm yolları buldurtarak
yapacağız bunu. Bazen bize iyi gelmese
de yaşına uygun olanı denemesine fırsat vererek, bazen üzülerek, bazen mutsuz
olarak bazen başarısızlığı yaşarak kendi halletmesine için sahneyi ona bırakmak
lazım.
K.C. Cohen ve Fierst yaptıkları bir araştırmada; “Çocuklarımız çok fazla sıkıntıyla
boğuşmuyorlar. Bu anlamda atlayabilecekleri bir eşik yok. Hatta onlara karşı
biraz da korunuyorlar. Biraz rahatsız bir durumla karşılaşınca da velilerden hep
bunları duyuyoruz. Herhangi bir zor
durum söz konusu olduğunda velilerden rahat olmalarını çünkü öğrenmenin ancak
böyle mümkün olabileceğini söylüyoruz.” diyorlar.
Her durum öğrenme fırsatıdır.
Deneyim deneyimdir.
Çocuklar adına diyorum ki; gölge etmeyin başka ihsan
istemiyor çocuklar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder