4 Ekim 2015 Pazar

Okulların Açılması İle Beraber…

Okulların açıldığı bu dönemler yeni başlangıçlardır herkes için. Anne babalar da çocuklar da yeni döneme ve yeni sınıfın beklentilerine okul hayatı ne kadar tanıdık gelse de alışmaya çalışırlar. Her başlangıç bilindik bile olsa yenidir. Çünkü koşullar değişir, çocuklar değişir, çocuklar arası etkileşimler değişir. O nedenle yeniliklere alışmak bir süre gerektirir. Her alışma süresi kişiden kişiye değişir.
Okullar açıldı, kimi yeni açıldı kimi bir kaç hafta önce. Çocuklar tatil sonrası okul hayatına, saatlere, okul içi kurallara, derslerin sorumluluklarına ve beklentilerine , öğretmenlerinin tutumlarına alışacaklar. Bu alışma süreci  dünden bugüne hemen olmayacak.  Bir süreç gerekecek.  Kimi çocuk buna  bir  haftada  uyum sağlayacak, kimisi bir ayda, kimisi ise belki bir  dönemde.  Bu noktada, anne babaların tutumu çok önem kazanmaktadır.
Son dönemde anne babalar, yeni şeylere alışma konusunda çocuklarına çok zaman ve mekan tanımıyorlar.  Bazı şeyler öngörülebilir ama çoğu şey öngörülemeyebilir. Örneğin; bir araya gelen sınıftaki öğrencilerden nasıl bir etkileşim sağlanacağı bir araya gelip yaşanmadan tam olarak bilinemez.  Önceden kimin kiminle bir araya geldiğinde ne olabileceğini ön görebilirsiniz ama farklı bir etkileşimi ya da oluşacak dinamiği kesin bir şekilde ortaya koyamazsınız. Dolayısıyla yaşanmışlıklara ve kişiler arası etkileşimlere izin vermek, dinamiğin oluşmasına dışarıdan müdahalede bulunmadan  fırsat tanımak çok önemlidir.
Anne babaların dışarıdan çocukların sınıf ortamına ya da arkadaşlık süreçlerine müdahaleleri çok fazla. Çocuklara,  kendi var oluşlarını gösterebilecekleri ortamlar yaratmalarına ya da kendi kişiliklerini ortaya koyabilmelerine çok fazla fırsat tanımadıklarını gözlüyorum.  
Çocukların kendi mekanlarında, kendi ilişkilerinde, kendi dilleriyle iletişime geçmelerine engel olmanın ya da oradaki süreci ketlemenin ileriki yıllara etkisinin farkında değiller. Her an, anne babalar arasındaki haberleşme ağlarıyla ilişkilere ya da çocukların baş etme becerilerine müdahale ediliyor.
Ortalığı karıştıran kusura bakmayın ama çocuklar değil, anne babalardır. Çocukların arkadaşlıklarına müdahale ederek, neyi nasıl yapacağına karışarak, hatta çocuktan önce davranıp yetişkin boyutunda işleri çözmeye çalışarak.
Ödevler kimin ödevi?, malzemeler kimin malzemesi?, teneffüste oynanan oyunlar ve bu oyunlar içerisindeki sosyallik kimin sosyalliği? Anne babanın mı yoksa çocukların mı? karışmış durumda. Anne babalar o kadar çocuklarıyla özdeşleşmiş durumdaki çocukları üzerinde yarattıkları olumsuz etkinin farkında değiller.
Birileri sizin iş ortamınızdaki ilişkilerinize karışsa, işte size ait sorumluluklarınıza sizin önünüze geçerek halletmeye ya da müdahale etmeye hatta arkadaşlarınızla olan durumların içine girip kendi istediği şekilde yönlendirse  ne hissederdiniz? Ne yapardınız?
Söylemek istediğim şu ki;
·         Çocuklar yetişkinlerden daha esnek bir yapıya sahipler, her ortama ya da duruma fırsat verilirse yetişkinlere göre çok daha iyi yollar bularak alışabilirler. Yeter ki; bu fırsat, zaman ve şartlar çocuklara sağlansın.
·         Sosyal ortamlarda hiç bir zaman riski sıfırlayamazsınız. %1’de olsa bir risk her zaman olacaktır. Farkılıklara, yeni olana, spontan gelişene ya da öngörülemeyen durumlara karşı  her zaman koruma sağlayamazsınız. Bırakın kendi var oluşunu kendi ortamı içerisinde kendileri  oluştursun.
·         İki kişi arasına bir üçüncü kişi girmez. Çocukların ilişkilerinde ne öğretmenleriyle ne de arkadaşlarıyla arasına girmeyin. Birinci derecede iletişimi sağlayacak kişi onlar. Takip edebilirsiniz, durumunu belli aralıklarla öğrenebilirsiniz ama onun adına sözcü olup rol çalamazsınız.
·         Çocukların kendi sorumluluklarını sahiplenmelerine kenara çekilip anne babaların izin vermesi gerekiyor.  Beden eğitimi dersinin birinde eşofmanı karışır ama diğerinde düzenli bir şekilde çantasına koymayı  sağlayacak startejiyi fırsat verilirse geliştirir. Kaybettiği eşyasını nasıl bulacağını ya da arkadaşıyla yaşadığı sorunu nasıl çözeceğini müdahale edilmezse kendisi kendi yöntemi ile hallebilir.
·         Bırakın kendi sorunlarını kendileri çözsün.  Bu süreçte destek vereceğiz ama onların önüne geçerek değil, ne yapmaları gerektiğini söyleyerek değil. Yaşları küçük çözemezler değil, kendi yaşlarına uygun gayet iyi halledebilirler.  Onlarla konuşarak, çözüm yolları buldurtarak yapacağız bunu.  Bazen bize iyi gelmese de yaşına uygun olanı denemesine fırsat vererek, bazen üzülerek, bazen mutsuz olarak bazen başarısızlığı yaşarak kendi halletmesine için sahneyi ona bırakmak lazım.
K.C. Cohen ve Fierst yaptıkları bir araştırmada;  “Çocuklarımız çok fazla sıkıntıyla boğuşmuyorlar. Bu anlamda atlayabilecekleri bir eşik yok. Hatta onlara karşı biraz da korunuyorlar. Biraz rahatsız bir durumla karşılaşınca da velilerden hep bunları duyuyoruz.  Herhangi bir zor durum söz konusu olduğunda velilerden rahat olmalarını çünkü öğrenmenin ancak böyle mümkün olabileceğini söylüyoruz.” diyorlar.

 Her durum öğrenme fırsatıdır.
Deneyim deneyimdir.
Çocuklar adına diyorum ki; gölge etmeyin başka ihsan istemiyor çocuklar.

Bu arada Alper Hasanoğlu’nun “Büyük şehir çocukları neden resilient (ruhen ve bedenen esnek vedayanıklı) değil?” yazısını okumanızı tavsiye ederim.



Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2