11 Ağustos 2016 Perşembe

Sahil Gözlemleri ve küçük Paylaşımlar-2



Uzun yıllardır geldiğimiz ve yazı çok da keyif alarak değerlendirdiğimiz bir mekanda tatilimizi geçiriyoruz. Çocuklar iki aya yakın bir zaman dilimlerini burada geçiriyorlar. Birbirlerini uzun süredir tanıyan bir grup çocuk. Kimisi altı, kimisi  dokuz, kimisi on iki, kimisi de on yaşlarında 8-9 çocuk.  Tatil başladığından beri geçmiş senelerde olduğu gibi yine bir aradalar. Birlikte olmayı seviyorlar, iyi de anlaşıyorlar. Güzel oyunlar da çıkarıyorlar.

Birkaç zamandır bir araya geldiklerinde birbirlerinden de etkilenerek en sevdikleri şey malum, son dönemdeki teknoloji furyası içerisinde yer alan aletler. Bıraksanız sonsuz zaman dilimi içerisinde oynayabilirler.

Hadi itiraf edin; bu durum tatilde olan anne babaların ya da tatillerini yanında geçiren büyük anne babaların da biraz işine geliyor. Çocuklar hem vızıldamıyor hem de çok da uğraşmak gerekmiyor. Bir şeyleri yaptırmak için iyi birer tehdit aracı da oluyor.  

Ben de baktım ki, kendilerini kaptırma durumları var, biraz da tatili daha iyi değerlendirmeleri için küçük bir yeniden çerçevelendirme yaptım. Teknoloji kullanıma karşı değilim ancak bu kadar da ele düşmesinden yana da değilim. Ne kadar tepki verseler de sınırlama getirdim.  “Deniz kenarına bu aletler inmeyecek. Sahilde olduğunuz süreyi başka şekillerde nasıl istiyorsanız öyle değerlendirin.” dedim. Hatta biraz günlerini de planlayacak şekilde ön ayak da olduk.  Sabah iniliyor sahile, deniz sporları. Saat bir gibi evlere, yemek, dinlenme, okuma, vs; saat üç gibi tekrar sahilde buluşmaca.  Akşam yedi-yedibuçuğa kadar eğlenmece, denizin, güneşin keyfini çıkarmaca. Önce itiraz sesleri sonra kabul süreci. Aslında bir yanlarıyla da birinin onlara sınır koyması iyi de geldi. Çok kısa sürede  adapte oldular. Sonrasında da büyüklerde memnun oldular. “İyi ki yaptın. Biraz düzene girdi.” şeklinde geribildirimler gelmeye başladı.

İlk iki gün biraz zor geçti. Ne yapacaklarını bulamadılar, canları sıkıldı. Öyle oturakaldılar. Sahilde anne ya da büyükannelere sarma durumu oldu. Çoğu gözümün içine bakıyor. Bir küçük esneklik süreci bozabilir, ben de büyüklerin gözünün içine bakıyorum.  Tutum birliği içinde olalım kısmı da önemli. Tabi her ailenin ev ortamı ve kuralları farklıdır. Kimsenin özel alanını ya da zamanını nasıl değerlendireceğine  karışamam. Ama sahil gibi ortak alana müdahale ettim. “Acaba biraz izin versek mi?” gibi küçük küçük seslere karşı “bırakın biraz canları sıkılsın. Sonunda vakitlerini geçirmek için yollar bulacaklar. Duymazdan gelin oflamaları, poflamaları!” derken; çok değil bir ya da iki gün sonra farklı şeyler bulmaya başladılar. Bu konuda ebeveynlerin desteği de büyük.

Son gelinen nokta; denizde değişik senaryolar kurup oyunlar oynuyorlar.  Yakalamaca, saklambaç gibi sokak oyunları yanında bilindik oyunların farklı versiyonlarını kurguluyorlar.  Beraber sohbet etmeye başladılar. Kendilerine çocuk parkında basketbol oynayacak alan ve top yarattılar. Hatta beraber çizgi roman okuyarak birbirlerine ödünç kitaplarını verip farklı bir kitap okuma alışverişi başlattılar aralarında.

Bu arada “Ya bunlar boş boş oturuyor !” diyenlerle de  “otursunlar, boş boş oturmak da iyidir.” şeklinde diyaloglar da yaşadık.

Sabahları sahilimizin sporcu büyüğü Sedat Abi, çocuklar üzerinde hakkı çok büyük, çocukların surf, lazer, optimist kullanma deneyimlerini artıracak şekilde yakından ilgileniyor.  Kano, yüzme yarışları yaptırarak farklı beceriler kazandırma yanında denize atlama şekilleri öğretiyor hatta çocukları Kırlangıç’ına  alıp yakın küçük adalara yüzmeye, yürüyüşe götürüyor. Bir gidişlerinde, Emre elinde kemiklerle geldi ve “anne ben arkeolog olmaya karar verdim. “ dediğinde çok hoşuma gitti. Arkeoloji üzerine sohbet etme fırsatımız oldu. Çevrede olan hayvanları gözlüyorlar, onları yakından tanımaya hatta hayvanlara karşı ön yargılarını aşmaya başladılar.  Birbirlerine yengeç, cır cır böceğinin nasıl tutulacağını öğretiyorlar. Bu şekilde zihinlerinde farklı çağrışımlar yapacak deneyimler kazanıyorlar. Pek çok becerileri gelişiyor aynı zamanda. Çok basit gözükse de gelişimleri için büyük deneyimler. Bu deneyim fırsatlarını da artırmak önemli.

Diyeceğim o ki; biz ebeveynler çocuklara serbest zaman bırakmıyoruz. Serbest zamanlarına da bizler önlerine geçerek etkinlik yaratmaya çalışıyoruz. Kendi boş zamanlarını nasıl geçireceklerinin kontrolünü ellerine vermiyoruz. Kendilerine ait zamanlarda ellerinde dikdörtgen kutular olmadan bir şey yapamayacaklarını düşünüyorlar. Ya da hep birileri boş zamanlarını doldursun ya da fikir versin istiyorlar. Yoksa nasıl farklı şeyler bulacaklarını bilemiyorlar.

 Çocuklar yıl içerisinde de o kadar faaliyetten faaliyete gidiyor ki; boş zamanları hiç kalmıyor. Kendinizden pay biçin! Hiç kendinize ait boş, serbest bir zamanınız olmasa nasıl hissedersiniz?

Biz, buradaki çocukların aileleri ile bu yaz ve bundan önceki yazlarda da bunu sağlamaya çalıştık. Bu yaz daha ön plana çıkma eğilimi olan dikdörtgen kutular olmadan da çocukların vakit geçirebildiklerini, bir şeyler yapabildiklerini gördük. Aslında çocuklar yapabiliyor, yeter ki bizler yol açalım.

Bu konuda anne babaların tutarlı ve net olmasının önemli rol oynadığını söylemek istiyorum.
Yaz tatili ya da yılın diğer günlerinde, hangi zaman olduğu önemli değil. Çocukların canları sıkılmalı. Anne babalar, çocukların canları sıkılıp sorun yaşanacak diye susturucu olarak teknolojiyi kullanmamalı. Ya da çocuk üzülecek, arkadaşlarından geri kalacak diye kural ya da sınırlardan vaz geçmemeli. 


Önerim: Ebeveynleri olarak zamanlarını çerçevelendirin. Çocukların ergenlik de dahil buna ihtiyacı var, her ne kadar itiraz etseler de, onlara iyi gelen de bir şey. Tabi ki teknolojiye de vakit ayıracaklar ama dozunu ayarlayarak. Etkinliklere de gitsinler istiyorlarsa eğer. Ancak serbest ve boş zamanlar mutlaka olsun ve o serbest zamanları her hangi bir teknoloji aleti olmadan, kendilerinin içini doldurmasına izin verin. O süreci nasıl doldurduklarına müdahale etmeyin. Kendilerince buldukları şeyleri basit veya yüzeysel, kolay ya da zor olarak yorumlamayın. Her şey dört dörtlük olmak zorunda değil. Öyle veya böyle kendi zamanlarını kendi yarattıkları etkinliklerle doldursunlar. İstediklerini yapsınlar. Hayal kursunlar, hatta düşüncelere dalsınlar. O alanı onlara bırakın. Gelip size “ne yapayım şimdi?” diye sorduğunda, “nasıl istersen, bu zaman dilimi sana ait., istediğini yapabilirsin.” diyerek çocuğunuzu yönlendirip, onun düşünmesini sağlayın. O serbest zamanda kendilerince yaptıkları şeylerin sosyal duygusal gelişimleri, yaratıcılıkları açısından sizin yapılandırdığınız içeriklerden daha çok faydası var, unutmayın!

Hiç yorum yok:

Problem Çözme Süreci - 2