film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2017 Pazartesi

The Way, Way Back!




The Way Way Back!

Ailece sıcak tatil döneminde beraber seyrettiğimiz ve hoşumuza giden bir film oldu.

14 yaşındaki Duncan'ın ailesi ile çıktığı yaz tatilini, bir ergenin kendi kabuğunu kırma sürecini, o dönemde yaşadığı duygusallığını anlatan sıcak, yumuşak, eğlenceli bir film. Steve Carell, Sam Rockwell, Amanda Peet, Toni Colette gibi iyi bir oyuncu kadrosu var.
 
Aynı zamanda kişiler arası ilişkilerin, aralarındaki diyalogların esprili ve duygusal bir şekilde de aktarıldığı tam bir yaz filmi. Duygusal ve eğlence yönü çok iyi dengelendiği için seyrederken hiç sıkılmadık ve film bittiğinde "keşke bitmeseydi." dedirtti bizlere. Filme eşlik eden mekanlar, müzikler de filmi bıraktığı etkiyi artıracak nitelikteydi.

Bana göre, kendi gündelik hayatımızda birbirimize farkında olmadan gösterdiğimiz yaklaşımlarımızı düşünmeye yönlendiren bir tarafı da var. .

Bir ergen annesi ve uzman olarak da, ergen ile olan süreci, dili  ve pozitif iletişimi çok iyi aktarmış. Ergen bir çocuğunuz varsa izlemek iyi gelecektir.


23 Ocak 2017 Pazartesi

Bana Yansıyanlarıyla Etkilendiğim Bir Film: Mary&Martha

Film seyretmekten çok keyif alırım. İçerik, kurgu, görüntü anlamında bir hikayeye etkileyici bir şekilde can verenlere hayranlığım çok yüksek, saygım sonsuz. Bir filmi seyrettikten sonra etkilenim yaratıyorsa o film amacına ulaşmıştır bana göre.
İşte böyle filmlerden biri geçenlerde yaptığımız film gecesinde eşimle beraber seyrettiğimiz, 2013 yapımı “Mary &Martha” filmiydi. Oyuncuların performansı harikaydı ama en önemlisi bizde düşündürdüğü noktalar bir başkaydı. Duygulanarak seyrettiğim bu film bittiğinde,  “biz ne yapıyoruz?” diye düşünmeye başladım. Filmi anlatmayacağım size, seyretmek isterseniz diye ayrıntıları bende kalsın. Aslında film üzerinden konuşulacak o kadar çok şey var ki bana göre. Toplumsal ve duygusal öğeleri ağırlıklı filmler seviyorsanız tavsiye ederim.
Yaşadığımız an içerisinde dikkatimizi odakladığımız, kafamızı takıp sıkıntılandığımız hatta birbirimizi bu sahip olduğumuz ya da olmadıklarımızla ayrıştırdığımız, sorun olarak gördüğümüz şeyler var ya aslında zamanımızı ve enerjimizi ne kadar boş şeyler için heba ettiğimizi düşünmemizi sağlayan bir film. Dünyada ve çok uzağa gitmeye gerek yok kendi ülkemizde, telefonumuzun modelinden, arabamızın tipinden, yeni moda olmuş kıyafeti alma derdinden daha büyük uğraşılar var.  Dünyayı bırakın, uzağa gitmeye gerek yok. Türkiye’de sosyal yardım istatistiklerine göre, 30 milyona yakın öyle veya böyle yardıma muhtaç insan var. O zaman yapılması gereken bir şeyler var.
Her seferinde aynı şeyleri vurguluyorum belki ama çocuklara önce insani değerleri öğretmek çok önemli. Birbirimize ne olursa olsun yardım etmeyi, dayanışmayı, sahip olunan maddi şeylerin insan olmak için, arkadaşlık için çok da önemli olmadığını, farklılıklara saygı duymayı… Sahip olduğumuz an’ların iyi ya da kötü tadını çıkarmayı; bir şeyi elde edemediğinde, istediği gibi olmadığında “en kötü günüm” diye hemen kestirip atmamayı…
 O yüzden kendi çevrenizde kalmak yerine farklı çevrelere açılıp, farklı yaşantıları, farklı sahip oluşları çocuklarınızın da görmesini sağlayın. Dışarıya çıktığınızda, teknolojik aletlere dalması yerine etrafı gözlemesini sağlayın. Gördüklerini anlattırın. Bir şeyler için düşünmesine yardımcı olun. Evde beraber konuşun, araştırın.  Bir amaç uğruna gönüllü çalışmasına teşvik edin.
Bol bol parklara gidin. Parklarda size uymayan çocukların yanından almak yerine bırakın oynasın farklı çocuklarla da. Eskilerinizi atmak yerine paylaşın. Değişimleri ya da satın aldıklarınızı, ihtiyacınız dahilinde yaptığınızı çocuklarda görsün. Onlara, sahip olunanların amaç değil, araç olduğunu anlatın. İyilik yapmayı öğretin. Ama önce siz iyilik yapın. Sadece maddi yardımlar değil, gönüllü yardımlar da olabilir. Anne baba olarak değer verdiğiniz şeyleri çocuklarınıza anlatmadan öte yaşayarak görmesini sağlayın.
Çocuklardan yola çıktım ama benzer durumlar biz yetişkinler içinde geçerli. Farklı kişi ve ortamları tanımaya ve anlamaya çalışmanın kısaca önemli olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Temelde bunu başarabilirsek,  gerisi gelir diye düşünüyorum.

Bizi yanlış şeylere yönelten ilüzyondan kurtulmak için bir şeyleri kaybetmek gerekmiyor. Çocuklarımıza sahip olduklarının değerini bilmeleri için her yıl araba modelini değiştirerek mi örnek olacağız? Peki, çocuğumuz gelip telefonun bir üst modelini istediğinde bu neden bir sorun olsun ki o zaman!




31 Ağustos 2015 Pazartesi

Bir Adalet Mücadelesi: Hurricane


Pazar sabahı miskinliğimiz üstümüzdeydi. Kahvaltı saatinde yayılarak film seyretme fikri eşimle bana çok iyi geldi. Seçtiğimiz film, biyografik bir eser, hayat mücadelesini  anlatan bir filmdi.  Zaten filmde Denzel Washington olunca film bizi hemen içine çekti.




The Hurricane (1999) adıyla, ünlü boksör Ruby  Carter Hurricane'ın verdiği adalet mücadelesini anlatan filmin her karesi bizi filme bağlayarak; kah gözlerimiz dolarak kah  tüylerimiz ürpererek ekrana bağladı.  Filmin içindeki zamansal geçişler, filmin akıcılığı ve aktarımları güçlü ama aynı zamanda bize naif geldi. Film, politik sistemi, yargıyı da eleştiren ve sistem içerisindeki karanlık noktaları da açık bir şekilde ele alan bir filmdi. Nefesimizi tutarak izlediğimiz filmin kahramanı boksör Ruby Carter'ın özgürlüğü için verdiği adalet savaşı, beni son dönemde yaşadığımız ülkemizdeki gergin ve adaletten uzak ortama döndürdü. 



Şimdi ve burada baktığımızda; düşünemiyoruz, konuşamıyoruz, yazamıyoruz, tarafsız yargı için mücadele veremiyoruz, hakkımızı savunamıyoruz, eleştiremiyoruz. O zaman adalet bunun neresinde? ya da yargı adaletin neresinde? noktasını düşünmeden edemiyorum.  

Düşünce özgürse, adalet vardır, adalet varsa demokratik bir yönetimden söz edilebilir, demokrasi varsa okursun, yazarsın, konuşursun, düşünceni geliştirir ve birey olarak kendini daha özgürleştirecek bireysel haklarına sahip çıkarsın. Düşünce geliştikçe birey olmak için bir değer kazanırsın. Birey olmanın içinde vicdan da vardır, ahlak da vardır ama en önemlisi "saygı" vardır. İnsana "saygı". 
Bu saygı da eğitimle gelişir. Hiçbir zaman Amerikan yanlısı bir insan olmadım ama filmlerinde yansıtabildikleri eleştirel bakışlar, zaman zaman hükümetlerini, yargı sistemlerini sanat yoluyla bu kadar güzel yerebilmelerine gıpta ile baktığımı itiraf etmek durumundayım. Bundan dolayı da filmleri gösterimden kalkmaz, filmin yapımcı ve oyuncuları hapse girmez ya da işlerinden olmaz. (En azından ben böyle biliyorum. Farklı bir bilgi ya da deneyimi olan da olabilir!) 

Bizse, son dönemde düşüncelerini ifade ettiği için işinden olan tiyatro sanatçılarının yaşadığı adaletsizliği konuşuyoruz.

Bu filmde olduğu gibi biz de bir gün adaleti, düşünce özgürlüğünü ve birey olabilme mücadelemizi kazanırız. Filmi izledikten sonra umutsuz değilim. Yeter ki sabır ve kararlılığımızdan vazgeçmeyelim!



Problem Çözme Süreci - 2